Rıfkı Tatilde (1. Bölüm)

– Ne olur be patronum. Ne olur bir izin verseniz? Şu kardeşinizi, evladınızı mutlu etseniz?

-Olmaz, dedim ya Rıfkı. Laftan anla biraz oğlum ya. Ne zamandır yatıyor. Kim bilir ne masraflar çıkacak? Durduk yerde para harcatacaksın? Olmaz dedimse, olmaz.

Patrona üç gündür yalvarıyorum. Fabrikanın garajında dört kişilik bir motokaravan var. Beş yıl önce bir devlet ihalesini yaparken üç tane formen kalsın diye alınmıştı. Beyler, işçi yatakhanesinde yatamazlarmış. Biz bitin, pirenin içinde sörf yaparken herifçioğulları duşlu, tuvaletli karavanlarında kaldılar. Bir yatak inşaat süresince boş durdu. O zaman da çok yalvarmıştım, karavana geçmek için.

– Olmaz Rıfkı. Sen bana yatakhanede lazımsın. Karavanda kalırsan, ben bozguncuların haberlerini kimden alacağım?

Görev kutsaldır dedim, bağrıma taşımı bastım. Ben Ali İhsan beyin gözüne ilk o sırada girmiştim. Eee, kolay iş değil ki. Bir sürü “zararlı unsurları” daha palazlanmadan işten attırdım da kimse benden kuşkulanmadı bile. Oğlum Rıfkı, senden iyi istihbaratçı olurmuş. Azıcık daha dişimi sıkıp liseyi bitirebilseydim keşke. Patronun odasından çıkınca Afitap’ın odasına uğradım.

– Yine niye su kaynattın kız, Rıfkı.

– Yengem, sen de üstüme gelme Allah aşkına. Zaten moralim bozuk.

– Ah, kıyamaaam. Kim bozdu moralini bakayım?

– Ya yenge, yıllık iznim geliyor. Ne zamandır tatil nedir, bilmiyoruz. Şu yatan karavanı ver de, bir tatile götüreyim çocukları diyorum. Olmaz diyor, başka bir şey demiyor.

– Aa, niye vermiyormuş? Garajda yatıp duruyor işte.

– Ne zamandır yatıyor ya, yürütmek için masraf çıkacak diye korkuyor.

– Çok mu masraf çıkar gerçekten?

– Yok be yenge, taş gibi araba. Bir-iki yakıt hortumu çatladıysa belki. Yağı, suyu hepsi iki binin içinde. Ancak o kadar tutar. Ne olacak durduğu yerde arabaya. Bir de içini pırıl pırıl temizledik mi, yeni gibi olur.

Patrona para harcanacak de, uzağa kaç. Hayır, ne yapacaksa bu kadar parayı? Kendisi İsveçre’lere İsviç’lere kayağa gidiyor, on beş gün gelmiyor. Gözümüz yok, bir karavanı on beş gün emanet istiyorum. Sanki ruhsatı üstüme geçir, demişim muamelesi görüyorum. Az mı iyiliğimi gördün, patron bozuntusu? Hele dur, biraz daha diren de, ben de torbadaki yüzümü çıkartayım. Ben senin çiğ çiğ yediğin sendikacılara da benzemem, adamın boğazında kalırım. İşçiyim, haklıyım, söke söke alırım. Mücadeleye devam!

– Afitap, sana bir şey söyleyeceğim. Daha doğrusu bir rica…

-Ayy, ne söylücen kız?

– Bak yine yaptın. Kız deyip durma, bozuluyorum ama.

– Aaa, ne varmış bozulacak? Kız olmak çok mu kötü?

Allah’ım ya. Feleğin çemberinden geçmiş kadın, kız olmak kötü mü, diye soruyor. Sen niye üstüne alınıyorsun ki?

– Yok yenge, garibime gidiyor biraz. Erkek adamız ne de olsa.

– Sen de bana yenge deyip duruyorsun, ben bozuluyor muyum?

– Yengem sayılırsın da ondan. Neyse, gereksiz muhabbete boş ver de, şu ricamı söyleyeyim.

– Ha canım, söyle bakalım.

– Ben küçükken babamdan bir şey isteyeceğim zaman, önce anneme söylerdim. “Dur, ben babanı yumuşatırım gece” derdi. Sabahtası benim iş olurdu, anlarsın ya.

– Eee?

– İşte diyorum ki, hani sen patronu yumuşatsan da şu karavanı diyorum, yani diyorum. Anla işte bee.

– Ayy, kız Rıfkı, sen de az şerefsiz değilsin.

– Öyleyim değil mi? Bak, akşama hayırlı haberi bekliyorum. Ondan sonra, dile benden ne dilersen.

– Ay, salak şey. Ne dileyeceğim senden? Senin kendine hayrın yok. Hem ben hangi arada yumuşatacağım, Ali İhsan’ı, pardon Ali İhsan beyi?

– Öğleden sonra seansında işte.

– Rıfkııı, bak ayıp ediyorsun ama.

– Tamam, tamam. Asma suratını, ocağına düştüm bak. Aklıma gelmişken, sen en çok kazandibi seviyordun değil mi?

Kazandibi’ne dayanamaz. Kazandibi bir tarafa, dünya bir tarafa. Şu kazandibi ile neleri hallettirmedim ki?

Yemekten sonra önemli görevlerimi sürdürdüm. İçim içime sığmıyor bir yandan. Görevim fabrikada gezmek, dedikodu yapmak. Hani, birisi çıkıp; “Sen bu fabrikada ne iş yapıyorsun?” diye sorsa, diyecek bir şeyim yok. Kağıt üstünde makine teknisyeniyim. Orta ikiden terk makine teknisyeni. Lan, ben ne anlarım makineden?

Saat dört gibi idari bölüme gittim. Afitap ortalıkta yok. Yaşlandıkça daha da azıyor herif. Aman, bana ne? Şu karavan işine he desin de, gerisi beni ilgilendirmez. Çıkışa yakın Afitap cepten arıyor. Kalbim pır pır atıyor.

– Hadi kız, gözün aydın.

– Afitap bacım, bir tanesin yeminle. Delikanlılığın kitabını yazmışsın. Bak, yüzüne söylüyorum, kendi kız kardeşim olsan, bu kadar sevmezdim seni.

– Hadi hadi, yağcılığı bırak. Yarın kazandibini unutma, yeter.

– Kazandibine boğacağım seni. Bacıların bir tanesi. Has bacım, delikanlı kardeşim benim!

Delikanlıymış mış mış da mış mış… Bildiğin orospusun kızım işte. Sen benim kız kardeşim olsan, ben şimdi cezaevindeydim. Namus benim göbek adım. Delikanlılık kim, sen kim? Bakma, burada işim düşüyor da, onun için hoş tutuyorum seni. Şerefsizim, bu ülkeyi adam edince, ilk taşını ben atacağım senin. Bir de üstüne, göz göre göre iki yüz gram kazandibi aldıracak, şırfıntı. Almıyorum ulan kazandibi falan. İnsan yerine sayıyorum, daha ne istiyorsun?

Akşam eve vardığımda haberi verdim. Ev bayram yerine döndü. Cıvık Necati’nin hanımı da bizdeydi. Sevinçten hanımla sarmaş dolaş oldular. Bir süre sonra benim hanım birden durgunlaştı. “Mayom yok, ne yapacağım?” demeye başladı. Buluruz bir çaresini dedim, dert ettiğin bu olsun.

Lan, her şey tamam da, bu Necati’nin hanımı Atiye niye bu kadar seviniyor? Sanki karavan tatiline kendisi gidecek. Hani, içime bir kurt da düşmedi değil. Sabaha kokusu çıkar. Neyse, ben biraz somurtunca Atiye ayaklandı. Bir evin beyi geldi mi, kadınlar kalkar. Adam soyunacak, dökünecek, yemek yiyecek. Biz atamızdan böyle gördük. Yok, yatağa da bizle gel. Hiç yol, yordam bilmiyor ki kadın.

Neyse, akşam yemeğini güle oynaya yedik. Tam sofrayı topladık ki, kapı çaldı. Cıvık’la hanımı akşam oturmasına geldiler. Sabaha dedim ama kokusu daha erken çıkacak gibi. Necati şişeyi gazeteye sarmış. Böyle sevinçli bir geceye ne yakışır? Anladınız siz onu. Bazen çok düşünceli oluyor bu oğlan. Dedim ya, kardeşimden ayrı tutmam kendisini. Her iyi günümde yanımda biter.

– Ee, Rıfkı, ne tarafa yolculuk?

– Bilmiyorum ki, Necati. Fazla açılamayız herhalde. Biraz avans alırım, nereye götürürse o kadar gideriz.

-Oğlum, gel İzmir’e gidelim. İzmir’e kapağı atarsak, gerisi kolay. Serdar abime yanlarız. Beş kuruş harcamayız.

– Saçmalama lan. Karavan dört kişilik. Benim nüfus dört kişi zaten.

– Ya, düşündüğün bu olsun. Yabancı mıyız, sıkışıveririz.

– Olmaz gözüm. Sıkışmak da bir yere kadar. Siz de dört kişisiniz. Sekiz kişi nasıl yatarız karavanda?

– Benim kızları kayınvalideye bırakırız. Hanımla ikimize elbet bir yer bulunur.

– Çok zor be Necati.

Bu arada hanımlar hayal kurmaya başladılar. Şöyle yaparız, böyle yaparız. Ulan, daha evet demedik ki. Laf aramızda, işime de geliyor biraz. İzmir’i bulduk mu, gerisi benim çeneme bakar. İki hikaye patlatırım, Serdar’ın yelkenler suya iner. İyi ki, Çipil’i önceden tembihleyip, Fezai’yi tanıyorum dedirtmişim.(*) Artık uzaya kendim gittim desem, inanır herif. Dur bakalım, hayırlısı. (* Rıfkı ile Uzaylı öyküsü)

Sabah erkenden patron odasına çağırdı.

– Rıfkı, dün gece düşündüm de; şu karavanı bir çalıştır bakalım. Durduğu yerde çürüyor. Bakalım nasıl adam ederiz.

– Emredersin patron. Hemen ilgilenirim.

Gece düşünmüşmüş. Ben biliyorum, senin ne zaman düşündüğünü. Bütün kötülüğüne karşılık, yine de kıyamayıp Afitap’a aldığım seksen iki gram kazandibi tatil masrafları hanesine yazıldı bile. Ulan, ben de çok yufka yürekliyim ha. Bazen, kendim kendime gıpta ediyorum bu konuda.

Karavanı akü takviyesi ile çalıştırdık. Ama kontağı kapatınca yeniden çalışmıyor. İlk masraf belli oldu bile. Hemen gidip yeni bir akü aldık. Arabayı çalıştırıp sanayiye doğru yol aldım. Giderken bir iki teklediyse de, sanayiye kadar beni yolda bırakmadı.

Motorcu Kadir arabayı inceledi. Masraf düşündüğümden azıcık fazla çıkacak gibi görünüyor. İki gün sanayide kaldım. Arabanın on iki bin lira masrafı çıktı. Patron haklıymış. Ama sonuçta bir şekilde bu arabayı temize çıkarmak zorunda. Bugün değilse, yarın. Hiç değilse hayırlı bir iş için yapılıyor bu harcamalar.

Pazarlıkla, al tekke ver külah on bin lirada anlaştık. Araba benim değil ama ben ekmek yediğim kapının çıkarını gözetmekten sorumluyum. Kendi arabam olsa, bu kadar pazarlık yapmam. Ama emanete hıyanet benim kitabımda yazmaz.

Kadir’den malzeme, işçilik on yedi bin liralık faturayı kopardım. Yedi bin lira cepte. Tatil masrafı çıktı sayılır. “KDV farkını ödeseydin bari” dese de, kulak asmadım. Ulan hırsız, ulan namussuz! Fabrikanın bütün arabalarını sana getiriyorum. Her seferinde fazla faturanın KDV farkı diye tutturuyorsun. Hiç velinimete bu yapılır mı? Köpeğin bile ekmek yediği kapıya saygısı var. İnsanda azıcık haysiyet olur. Yani, insanlar böyle alçaldıkça, ben insanlık adına üzülüyorum.

Tabii fabrikaya dönünce kıyamet koptu. Patronun ciğerine işlemedi ise, ben de bir şey bilmiyorum. Bir kaç gün ayak altında dolaşmasam iyi olacak. Fabrika büyük. Ben arazi olmanın kitabını Ankara Etimesgut’ta askerlik yaparken yazmışım. İyisi mi, bir süreliğine görünmez Rıfkı olarak takılmaya devam edeyim.

Afitap bacımın can siperane gayretleriyle bir kaç gün içinde durum normale döndü. Gerçi kazandibi’ni az götürdüm diye bana bozuk ama… Bu arada iki evde de bayram sevinci sürüyor. Bizim hanımlar sabahtan aksama kadar biçiyor, dikiyor. Karavanın onarımından hakkıma düşen yedi bin liranın, iki bin lirasını hanıma bıraktım. Daha yola çıkmadan para harcamaya başladık. Necati ile ben de, bir sürü beş litrelik su şişesi topladık. Onun evini de rakı fabrikasına çevirdik. Geç saatlere kadar etil alkolden rakı üretiyoruz. Hazırlıklar tam gaz sürüyor. Ne var ki, ben hala yüzümü kızartıp patronun yanına gidebilmiş değilim. Ulan, bir de alamazsam şu karavanı? İşin sonunda çoluk çocuğa madara olmak da var.

Bu tatil masrafları da canımı sıkıyor. Aslında bütün masrafı Cıvık Necati’nin çekmesi gerekir. Karavan benden, masraflar ondan. Eşek değil ya; onun da anlaması gerek. Ben koca karavanımı koyuyorum ortaya. Masrafları da o çeksin, değil mi? Nerede bizim Cıvık’ta o anlayış? Herifin hayatı beleş ve avanta üzerine kurulmuş. Sayemde karavan sahibi olmadan karavan tatili yapacak. Ulan, nedir benim bu fakirlerden çektiğim?

Nihayet, fabrikada dört gün sonra beklediğim fırsat ayağıma geldi. Bizim sakıncalı tipler duvar diplerinde fısır fısır konuşuyorlar. Ben hainliğin kokusunu havadaki rüzgardan alırım. Bunlar yine bir bölücülük planlıyorlar. Akşama doğru çabalarımın sonucunu alıyorum. Sözleşme görüşmelerinden önce işçiyi kışkırtıp, patrona gözdağı verecekler.

Patronun acilen bunlardan bir ikisini kapı dışarı etmesi gerekiyor. Görün bakalım vatan hainliği yapmak ne demekmiş? Bu sefer, o sarı göçmeni attıracağım. Sigara içerken kaç defa yanında dikeldim de, bir günden bir güne, “Buyur arkadaşım, bir sigaramı iç” demedin. Senin sigarana mı kaldım lan? Eve işsiz dönünce, hanımının, çocuğunun gözüne nasıl bakacağını düşün sen.

Ulan Rıfkı, çok şanslı adamsın. Karavanı şimdiden kaptın say.

Planım tıkır tıkır işledi. Başta sarı çıyan olmak üzere üç vatan haininin pasaportu ellerine verildi. Görün bakalım, bölücülük yapmak ne demekmiş? Eve ekmek götüremeyince, anlarsınız bir iyice. İşsizlikten büyük dert var mı? Adamın boynunu büker, kalbini söker. Allah düşmanıma vermesin. Sürüm sürüm sürünün, çoluğunuz çocuğunuzla birlikte açlıktan ölürsünüz, dilerim.

Akşamına kalmadan karavanı da, izni de kaptım. Üç terörist yakalattığım için patronumun gönlünden kopan açıktan bir kaç kuruşu da cebe koydum. Fabrikadan karavanla bir çıkışım vardı ki, sormayın gitsin.

Birinci Bölümün Sonu.     

(Devam edecek)                                                                                                                                                                         

SERDAR HAKYEMEZOĞLU
2

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

En Yaygın Yaptığımız Türkçe Yanlışları- Halil Naci Ergölen

Yazar: Halil Naci Ergölen

11 Yorumlar

  1. Hüseyin Sert

    Kaleminize emeğinize sağlık 👏👏👏

    0
  2. SERDAR HAKYEMEZOĞLU
    SERDAR HAKYEMEZOĞLU

    Okuma ve yorum yazma emeğinize çok teşekkür ederim. Mehmet kardeş, senin karavan fiyatlarından haberin yok. Fiyat ducato minibüs tam donanımlı bir karavan 250-260 bin lira. Şu anda bir abimize kendimiz yapıyoruz. Öyle iken bile sadece maliyet 200’ü geçti.

    Rıfkı çevremizde çok sayıda bulunan yeni Türkiye’nin lümpenleşmiş, laçka olmuş tiplerinden biri. Her bölümü yazdıkça daha çok gıcık kapıyorum adama.

    1
  3. Avatar

    17 bin lira Tamir parası.
    Yeni karavan alsaydık o paraynan be Patron 🤔😂😂

    0
  4. SİBEL KARAGÖZ
    SİBEL KARAGÖZ

    Yine harika, yine çok kahkahalı, yine düşündüren Rıfkı…👏🏻😂👏🏻
    Kutluyorum ve devamını bekliyorum…🙋‍♀️

    0
  5. Sehriban

    Heyecanla bekliyorum yüreğinize sağlık arkadaşım

    0
  6. SUZAN KUYUMCU

    Yazım diliniz senaryoya çok yatkın. ironi üslupla toplumdan insan tiplemeleri… Kutluyorum

    0
  7. Avatar

    Yüreğinize sağlık Serdar bey.
    Çok keyifle okudum.
    Merakla devamını bekleyeceğim.

    0
  8. FEVZİYE ŞİMDİ
    FEVZİYE ŞİMDİ

    Bakalım neler olacak, öykünüzün devamını merakla bekliyorum. Kutluyorum.

    0
  9. Tulayyy

    Harika bir kalem,,harika bir hikaye, arkası yarın gibi. Merakla bekliyorum devamını.. HAYATIN içinden hikayelerde kendimizi buluyoruz. Çok çok teşekkürler bu güzel hikayeleri bizlerle paylaştığınız için…

    0
  10. Şerif KAYA

    Merakla beklediğimiz Rıfkı’nın serüvenleri nitekim başlayacağı için sevinçliyim. Çünkü bu “suratı asık dünya “da bize tebessüm ettirecek bir şey kalmadı. Teşekkürler dostum. Her türlü emeğiniz için.

    0
  11. Fatmanur Caner
    Fatmanur Caner

    Rıfkı’ nın önceden okuduğumuz hikayelerlne devam etmenize çok sevindim. Çünkü Rıfkı bizden biri. Çok tanıdık bir karakter. Kaleminizdeki mizah lezzetine doyamadık birinci bölümde. Meraktayız. Kutlarım sizi

    0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir