Sıladan Gurbete Gönül Köprüsü 12. Bölüm Celalettin Ağırbaş

Almanya’da Yeni Bir Yaşam

Buer’deki yeni evimize yerleştik. Evin zorunlu eş- yasını yavaş yavaş temin etmeye başladık. Evimizin bulunduğu cadde ve apartmanda, bizden başka Türk yoktu, hepsi Alman’dı. Bu durum, daha çok eşim için sıkıntılıydı.

Birkaç hafta alışverişi birlikte yaptık. Ona hangi dükkandan neler alacağını, alacağı şeyi nerede bulacağını göstermeye çalışıyordum. Alınacak eşyaların Almanca bir listesini hazırlayıp eşime verdim. Bu sıkıntılı zaman birkaç ay sürdükten sonra, eşim ben evde olmadığım zaman da tek başına çarşıya çıkıp alışverişini yapmaya başladı.

Üç ayrı okulda görevlendirilmiştim. Çalıştığım okullardaki öğretmenler ve okul müdürleri, bana çok iyi davranıyorlar; hiçbir yardımı esirgemiyorlardı.

Okullara tramvay ve otobüsle gidip geliyordum. Sabah saat 07.00‟de evden çıkıp saat 15.00‟te eve dönüyordum. İkinci yılın sonunda öğrenci sayısı oldukça artmıştı.

Bu durumu gören Alman idareciler, iki Türk öğret- men daha tayin ettiler. Bu arkadaşlar, asıl meslekleri öğretmenlik olduğu halde, Almanya’ya işçi olarak gelenlerdendi. Birkaç yıl fabrikalarda çalıştıktan sonra, Şehrimizde öğretmene ihtiyaç olduğunu duymuşlar. İlgili birimlere başvurmuşlardı. Bu şekilde asıl meslekleri olan öğretmenliğe geri döndüler.

Öğretmen arkadaşların gelmesiyle işlerim biraz daha kolaylaşmıştı. Evime yakın tek okulda çalışmaya başlamıştım. Kısa sürede, bölgede göreve başlayan öğretmenlerin sayısı hayli çoğalmıştı. İkinci yılın sonunda on iki kişi olmuştuk. Bu arada, benim iki yıllık izin sürem de dolmak üzereydi. Konsolosluktan aldığım bir yazıyla, iznimin bir yıl daha uzatıldığını öğrendim.

Ercan’ın okul yaşı gelmişti. Onu yakınımızda bulunan ilkokula, Erdinç’i de kiliseye ait bir kreşe kayıt yaptırdım.  İkisinin  de  Almancaları  yok  denecek  kadar azdı. Ercan’ı ilk günü okula ben götürdüm. Öğretmeni ile tanıştım. Durumu kendisine izah etmeye çalıştım. Ben de kendi okuluma gittim.

Ercan daha ilk günü sınıfa girmiş. Öğretmeni bir şeyler anlatmaya çalışmış; ama o anlayamamış. Gerek söylenenleri anlamaması, gerekse arkadaşlarını hiç tanımıyor olması nedeniyle ağlamaya başlamış. Okuldaki bir görevli, oğlumuzu arabasına alıp bizim eve kadar getirmiş. Okuldan geldiğimde eşim durumu anlattı.

Ercan da ağlayarak; “Ben artık okula gitmek istemiyorum,” diyordu. Neyse ki okula alışması fazla sürmedi. Okulda arkadaş edindi, öğretmenini çok sevdi.

Ağırbaş ailesi yıllar sonra bir arada…

Ertan ise Türkiye’de üçüncü sınıfa geçmişti. Almanya’da okullar tatil olur olmaz Ertan’ı yanımıza almak için tek başıma Türkiye’ye uçtum.

İçimde büyük bir mutluluk ve yavrumuza kavuşmanın tatlı heyecanı vardı.

Bir hafta içinde pasaport ve diğer işlemleri tamamladım; birlikte Almanya’ya döndük. O yaz tatilini Almanya’da geçirdik. Okullar açılınca Ertan’ı da Ercan’ın okulunun ikinci sınıfına; birkaç ay sonra da üçüncü sınıfa aldılar. Bu arada Erdinç de iki yıllık anaokulu sonrasında birinci sınıfa başlamıştı. O, ağabeylerine göre daha şanslıydı. Anaokulunda yeterli düzeyde Almanca öğrenmişti çünkü.

23 Nisan da Gösteri Yapanı İlk Folklor Grubu 1972

Almanya’da dördüncü sınıf sonunda öğrenciler başarılarına göre okullara yönlendirilir. Çocuklarımızın Almancaları yeterli olmadığı için onlar Gesamtschule’ (Karma okul) ye gönderildiler. Bu okul, sekiz yıl sürüyordu. Başarılı öğrenciler, on ikinci yılın sonunda lise diplomasına hak kazanırdı. Üniversite kayıtları da lise bitirme başarı puanlarına göre yapılırdı.

Ertan, Bochum şehrinde makine mühendisliği bölümünde okudu. Ercan, önce Berlin’de daha sonra Zürich’te mimarlık fakültesine devam etti.

Küçük oğlumuz Erdinç se matbaacılık bölümünü bitirdikten sonra, Leipzig’de yine matbaacılık branşıyla ilgili mühendislik eğitimini tamamladı.

GS Gecksheide Bir Grup Türk Öğrenciyle Birlikte

Bu arada Almanya’daki görev sürem bitmişti, Türkiye’den geri çağırılıyordum.

Uzun süre Almanya’da kalıp kalmama konusunu düşündüm. Artık bir karar vermem gerekiyordu. Konuyu, önce eşimle enine boyuna değerlendirdik. Geçen üç yıl içinde, ailece büyük sıkıntılar çekmiştik. Bu arada kendimize yetecek kadar Almanca öğrenmiştik. Çevreye ve okullara da alışmıştık. Çocukların da dil sorunu kalmamıştı.

Ortak kararımız, Almanya’da kalma yönünde oldu. Alman okul müdürüm ve müfettişim de benim burada kalmam ve aynı göreve devam edebilmem için çaba gösteriyordu. Bu durum, Almanya’da kalma yönündeki kararımızı pekiştirmişti.

HS Gecksheide Alman ve Türk Öğretmenleri

Benim gibi Almanya’da kalmayı düşünen komşu şehirden Mehmet Erol adında öğretmen arkadaşla bağlı bulunduğumuz Essen Başkonsolosluğu’na istifa dilekçelerimizi verdik. Bize yeni konumumuza uygun bir pasaport verilmesi için başvuruda bulunduk. Başkonsolos, bizi karşısına alarak kısa bir nutuk çekti:

“Siz buraya belirli bir süre dolduktan sonra geri dönmek üzere geldiniz. Türkiye’deki göreviniz sizi bekliyor,” dedi. Kararımızın ciddi olduğunu anlayınca, yaşlarımızı sordu. Arkadaşım 50’sindeydi, bense 30 yaşındaydım. Mehmet Bey’e döndü:

“Siz kesinlikle dönmelisiniz, ama Ağırbaş istiyorsa ona işçi pasaportu verebilirim.” dedi. Ardından bana baktı: “Her ne kadar öğretmen olsanız da artık Almanya’da öğretmen olarak çalışmanız için izin veremem. Bu konuda her türlü engeli çıkarırım haberiniz olsun,” dedi. Buna rağmen kararımda hiçbir değişiklik olmadı.

 

İstifa dilekçemi verdim ve resmi pasaportumu iade ettim. Birkaç gün sonra işçi pasaportum elimdeydi. Bu sayede, artık Almanya’da kalıp aynı göreve devam etmem için hiçbir engel kalmamıştı.

25. Hizmet Yılı nedeniyle Münster Başkonsolusluğunda düzenlenen Plaket Töreni

Gerçekten de Essen Başkonsolosunun dediği oldu. Konsolosluktan, Büyükelçilikten ve Bakanlıktan okul müdürüme, beni öğretmen olarak çalıştırmaması yolunda defalarca yazı geldi.

Bütün bunlara karşın, çalışmalarıma aynı okulda ve hiç ara vermeden büyük bir zevkle devam ettim. Ne var ki ders kitapları yetersizdi; üstelik Almanya şartlarına uygun değildi. Ders konularını kendim seçiyor; bunlara uygun çalışma kağıtları hazırlıyordum. Birinci sınıftan başlayarak hazırladığım çalışma kağıtlarını bir dosyada toplamıştım.

Bir gün okul müdürü dersime girdi, dersi dinle- dikten sonra, hazırladığım dosyayı gördü.

“Bu dosyayı çoğaltıp diğer Türk öğretmenlerine dağıtsak nasıl olur?” dedi.

“Çoğaltma işi beni aşar,” cevabını verdim.

Okul müdürü, “Bir matbaaya götürelim, belki onlar bu dosyayı basar,” diyerek ısrar etti.

Ardından da çevrede bulunan yayınevlerine telefon etti. Düsseldorf’da bulunan Bajel Yayınevi’nden bir hafta sonrasına randevu aldı.

Bir hafta sonra sonra Bajel Yayınevi’ndeydik. Görevli baştan sona Türkçe hazırlanmış dosyaya baktı: “Biz bu dosyanın basımına tek başımıza karar veremeyiz, Türkçe bilen bir öğretim görevlisi tanıyoruz, onu çağıralım; eğer o uygun görürse biz de basarız.” dedi. Bize yeniden bir hafta sonraya randevu verdiler.

Dosyanın adı, “Elyazılı Alfabe” idi. Alman sınıflarında okuma-yazmaya el yazısı ile başlanıyordu. Ben bu sistemi Türkçeye uyarlayarak el yazısı ile Türkçe okuma yazmayı öğretmeye çalışıyordum.

Bir hafta sonra tekrar Düsseldorf’ta buluştuk. Türkçe bilen öğretim görevlisi Johannes de oradaydı. Johannes’in Türkçe dışında altı dil daha bildiğini sonradan öğrendim. Kendisi Essen Üniversitesi’nde görevliymiş. Dosyayı incelemişti. Kararını şöyle açıkladı:

Almanya’da Bakanlığın izniyle ilk Basılan Ders Kitabı 1974

“Dosyada Atatürk resimleri ve şiirleri var. Ayrıca Türkiye’yi öven yazı ve şiirler de olduğu için bu dosyanın basılmasını uygun bulmuyorum”

Dosyayı alarak eve döndük. Aradan birkaç ay geçmişti. Duisburg şehrinden bir öğretmen arkadaştan telefon aldım. Bu arkadaş Yaşar Kaynar’dı.

“Duisburg’ta öğretmen olarak çalışıyorum, aynı zamanda KAYNAR Kitap ve Yayınevi’nin sahibiyim. Sizin Türk çocukları için bir kitap çalışmanız varmış, izin verirseniz bu çalışmayı görmek istiyorum.” dedi.

Adreslerimizi karşılıklı olarak verdik. Belirtilen gün ve saatte Kaynar Yayınevi‟nde buluştuk. Yaşar Kaynar dosyayı aldı, incelemek için birkaç gün süre istedi.

Çok geçmeden telefonla aradı, kitabı basmaya karar verdiğini bildirdi. Anlaşmamızı yaptık. Kitabım, “Elyazılı Alfabe” adıyla basılmak üzere bir basımevine verildi. Kitabım, bir ay sonra, örnek olarak Türk çocuklarının bulunduğu okullara gönderilmişti. Almanya’ta basılan ilk Türkçe ders kitabı olduğu için, kısa sürede büyük ilgi gördü ve okullardan azımsanmayacak miktar- da kitap siparişleri gelmeye başladı.

Bu durum, beni biraz daha cesaretlendirmişti. Daha bunun gibi birçok kitaba ihtiyaç vardı. Kendimi başka kitaplar hazırlamak zorunda hissettim. Sırasıyla Türkçe okuma kitapları, Türkçe Kültür Dersleri, Din Bilgisi, Müzik kitapları yazdım. Ders araç ve gereçleri hazırladım. Bunları yaparken başka arkadaşların da yardımını aldım. Böylece hazırlamış olduğum kitap sayısı yirmiyi buldu.

DEVAM EDECEK

1

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Datça Demokrasi Evi Açıldı Haber: Esmeri Alev Ekebaş

Haber

Bir yorum var

  1. Gelişmeler harika

    0

Bir cevap yazın