Sokaklardan Bir Ses Nurcan Yüksel Öçal

Gözümü açtığımda henüz on günlük falandım. Beni kardeşlerimle zar zor doyuran sokak kedisi annem, arada bir yanımızdan ayrılıyor, bir süre sonra geri dönüp, bizi emzirip, karnımızı doyuruyordu. Bir kaç gün sonra sesleri de ayırt etmeye başlayınca annemin bize yaklaştığını anlamaya başlamıştım, kardeşlerimle de oynarken. Dört kardeştik. Annem bizi bir yandan sokakta bulduğu şeyleri yiyip, süt durumuna getirerek, doyurmaya çalışıyor, bir yandan da tek başımıza yaşayacağımız zamanlarda ne yapacağımızı öğretmeye çalışıyordu. Öğretmeye çalışıyordu diyorum çünkü biz onu hiç dinlemiyorduk. İşimiz gücümüz oyun oynamaktı. Kaldığımız yerde çok sayıda ıvır zıvır vardı. Annemin dediğine göre eskiden burası odunluk gibi bir yermiş, insanlar buraya sadece eski eşyalarını koyuyorlarmış. Yani bizim için iyi bir oyun ve barınma alanıydı. Biraz daha büyüyünce, annemin bize verdiği sütle doymaz olmuştuk, o yüzden kardeşlerimden birini kaybettik, zaten doğduğundan beri çok zayıftı. Annem onu bizim bilmediğimiz bir yere götürdü ve dönüşte yalnız geldi. Artık üç kardeş kalmış, biraz da büyümüş ve dışarıda ne var merak etmeye başlamıştık. Annem yiyecek peşine gidince, yuvadan ayrılmamamız için o kadar uyarmasına rağmen biz çok uzaklaşmadan çevreyi kontrol etmeye başlamıştık bile. Dışarıda ne çok insan vardı, bizi gören bazı insanlar ya oynamak istiyor, ya yiyecek ve su veriyor ya da kovalıyorlardı. Hangisinin ne yapacağını henüz anlamıyorduk. Bir gün yine evimizden biraz fazla uzaklaşınca, bir çocuk bizi kovaladı ve kardeşlerimden biri geri dönemedi, evimizi bulamamıştı. Kimbilir kardeşimize ne olmuştu? Annem geldiğinde bu duruma çok üzüldü ve bizi bir güzel fırçaladı, yani geriye kalan ikimizi.

Zaman geçtikçe iyice serpilmiş, büyümüş, yavaş yavaş kendi yiyeceğimizi bulmaya başlamıştık. Ama daha tam kendi kendimize yetemiyorduk. Bir gün evimize bir sürü insan doldu, annemiz yine yiyecek peşine gitmişti. Adamlar, önce beni ve kardeşimi dışarı attılar. Sonra da içeride ne varsa bir bir kamyona doldurdular. Biz bir köşede annemizi bekliyorduk ama bir yandan da korkuyorduk, ya annemiz gelmezse ya bizi bulamazsa diye. Çünkü yaramaz çocuklar peşimizi bırakmıyorlardı. O çocuklardan biri kardeşimi yakaladı, kuyruğuna bir ip bağladı ve onu çekiştirmeye başladı. Diğer çocuklar ve evimizin eşyalarını alan kötü insanlar bu görünüşe kahkahayla gülüyorlardı. Kardeşim acıyla miyavlıyor, ben hiç bir şey yapamıyordum. Bu arada annem geldi, bir kaç kere çocuğunu, kardeşimi kurtarmaya çalıştı ama başaramadı. Sonunda hırçın çocuk bu oyundan sıkıldı ve kardeşimi serbest bıraktı. Annemle ben rahat bir nefes almıştık ama şimdi nerede kalacaktık? Kardeşimin yaralı olması, evimizin artık olmaması, bir yandan da açlık ve korku bizi serseme çevirmişti. Ne yapacaktık?

Bizi kuytu bir köşeye koyan annem yanımızdan ayrıldı, barınacak bir yer bulmalıydı, iyice hava kararmadan. Bir süre sonra, kardeşimle ben korkudan ve açlıktan tir tir titrerken annem geldi. Bana, beni kaybetmeden izle dedi ve ağzıyla kardeşimi boynundan tuttu, yürümeye başladık. Bir süre sonra bir yere yerleştik. Hava karanlık olduğu için çevreyi pek göremiyordum. Sabah olunca çevreme şöyle bir bakındım, bir bahçedeydik sanırım. Çicekler ve ağaçlar vardı, annem ortalarda görünmüyordu, yiyecek peşine gitmişti yine anlaşılan. Annelik ne zor şeydi, nelere katlanıyordu. Kardeşim perişan bir şekilde uyuyordu, henüz kendine gelememişti. Gece bir kaç kere acı acı miyavladığını duymuştum, uykumun arasında. Daha tam kendime gelemeden, çevremi tanımadan, önüme bir ekmek parçası konulduğunu gördüm. Bahçeye bakan bir pencereden, bir küçük çocuk bana ekmek veriyordu. Sanırım bu iyi çocuklardandı. Ekmeğin bir kısmını kardeşime ayırarak, geri kalanı iştahla yedim. Tadı öyle güzel gelmişti ki, sanırım yemek suyuna bandırmışlardı ekmeği. Çocuğun sesini duydum sonra, içerideki annesine sesleniyordu; ekmeği yedi anne, yedi diyordu. Ne olur, onu evimize alalım. Annem gelince durumu ona anlattım, bu konu üzerinde epey düşündüğünü hissettim. Bu arada, sürekli pencereyi, çocuğu ve annesini izliyordu, nasıl insanlar diye. Belki de beni eve alsalar karşı koymayacaktı, hayatımın kurtulacağını düşünüyordu sanırım. Bense ikircikli kalmıştım, sokakta kalsam her an açlık, soğuk ve kötü insanlarla boğuşmak zorundaydım. Ne kadar yaşayacağım belli olmayacaktı. Eve alsalar, kardeşim ve annemden ayrılacaktım, onları özleyecektim ama eninde sonunda onlardan ayrılmak zorunda kalmayacak mıydım bir gün?

Bizim fazla düşünmemize gerek kalmadı, bir kaç gün sonra, çocuğun annesi beni evin içine aldı. Annem, bir kaç kez üzgün üzgün miyavlayarak, bana şans diledi ve kardeşimi de alarak, bahçeden uzaklaştı. Artık orada kalmaları benim ve onlar için iyi olmayacağını düşünmüştü eminim. Bana yakın olsalardı eve alışamayacağımı biliyordu. Bir kaç günüm oldukça zor geçti. Önce beni yıkadılar, bu hiç hoşuma gitmedi doğrusu, annecim beni yalayarak temizliyordu, sonra ben kendim de öğrenmiştim temizlenmeyi. Tuvalet eğitimi, yemek yeme, yatma yeri derken epey bir zaman geçti. Onlar da bir kediye nasıl bakılır bilmiyorlardı, eve aldıkları ilk kedi yavrusu bendim. Evin durumu şöyleydi; bir baba eve ne zaman gelir gider belli değil, bir oğlan çocuğu oldukça hayta, dışarıya parça işi stresli bir şekilde zamana karşı çalışan bir anne ve üç dört yaşlarında bir kız çocuğu. Anne, benim çocuğu oyalamam için içeri almıştı, çünkü çocuğuyla ilgilenecek hiç zamanı yoktu. Benim annem bile benimle daha fazla ilgileniyordu. Bunlar da boğaz derdindeydi, çocuklarıyla ilgilenecek zamanları yoktu, zamanla yarışıyorlardı hep.

Diğerleriyle değil ama kız çocuğuyla başım dertteydi. Benimle oyuncak bez bebek gibi oynuyordu. Boynumdan, bacağımdan çekiştiriyor, tarakla tüylerimi acıtarak tarıyor, zevkine ağzıma yiyecek tıkıştırıyordu. Azıcık uyumaya çalışsam, üstüme su atıyordu. Böyle kötü davranışından dolayı da ailesinden hiç uyarı almıyordu. Sonunda anlamıştım, beni bu kızı oyalamam için içeri almışlardı. Bütün bir kışı kızı oyalamakla geçirdim, yarı aç yarı tok, evde bir o yana bir bu yana savruldum. Neyse ki, aşılarımı zamanında yaptırıyorlardı. O da çocuklarını düşündükleri içindi. Burada herkes kendi dünyasındaydı, Şöyle rahat bir dinlenme, uyku yoktu bana. Bazen düşünüyordum da sokakta olsam daha mı iyiydi acaba? Hem annem ve kardeşimin de yanında olurdum.

Bunları fazla düşünmeme gerek kalmadı, artık bana gereksinimi olmayan anne, bir sabah beni sokağa attı. Çünkü kızı büyümüş, kendini oyalayacak başka şeyler bulmuş ve zaten benden de hevesi geçmişti. Şimdi ne yapacaktım? Dışarıdaki yaşam koşullarını unutmuştum. Çevreyi hiç tanımıyordum. Bir çok kere evin evin kapısında dolandım, miyavladım ama kapı duvar olmuştu sanki, sesimi duyan yoktu. Bir kaç kere kapıda dolanırken yemek verdiler. Sonra ellerinde valizlere bir yere gittiler ve bir daha onları görmedim. Artık sokakta yaşam savaşı veriyordum. Bazı iyi insanların köşelere koydukları yiyecek ve sulara bir türlü erişemiyordum. Benden önce deneyimli ve kavgacı olan sokağa alışmış diğer kediler bana saldırıyorlardı. Arada kalmıştım, ne sokak kedisiydim ne de ev kedisi. Bir kaç sokak dolaştım belki annemi, kardeşimi görürüm diye ama onlarla da karşılaşamadım hiç, nerelerdeydiler acaba? Yaşıyorlar mıydı? Hiç öğrenemeyecektim belki de.

Böyle bir kaç gün geçti açlıktan, yorgunluktan iyice perişan olmuştum. Öyle boş boş gezinirken karşı kaldırımda yiyecek ve su kabı gördüm, kimse görünmüyordu etrafında. Diğer kedilerden önce oraya gitmeliydim. Birden ileriye doğru atıldım, aman o da ne? Bana doğru gelen bir arabanın tekerleği miydi?

Nurcan Yüksel Öçal
Nurcan Yüksel Öçal son yazıları (Hepsini Gör)
3

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Eskiyen İnsanlıktır Zaman Değil Ayhan Çakmak

Deneme

Bir cevap yazın