Sümerlerden Bize Kalan 13 Gelenek Nurettin Şenol

Sümerlerden Bize Kalan 13 Gelenek Nurettin Şenol

 (ÖYLE HER ŞEYE İNANMAYIN)

Nevruz kimin bayramı?

Yere düşen ekmeği niye öperiz?

Gömütlüklerde neden selvi ağacı var?

Domuz neden haram?

Benzeri sorulara bu içerikte yanıt bulabileceksiniz.

Sümer’den insanlığa kalan pek çok kalıt (miras) var ve bu yalnızca mitolojiyle de sınırlı değil. Ancak bu içerikte Sümer mitolojisinden sayılı örnek ele alınmıştır. Örnekler, her türlü din ve inanca hoşgörü ve anlayışla bakmaya özen gösterdiğim için bir sonraki göksel dinlere esin olduğu ileri sürülen birçok konuya yer vermedim.

Mezopotamya, Orta Asya uygarlıklarını, kültürlerini, benzerliklerini iyice inceleyince önceki Fransa Cumhurbaşkanı Jacques René Chirac’ın hepimiz bizanslıyız romalıyız dediği gibi benim de hepimiz Sümerliyiz, Babilliyiz siz neyin davasını güdüyorsunuz diyesim geldi.

Hem okuyun hem düşünün.

NEDEN SÜMER?

Sümer dini, önceleri tanrısız bir dindi. İnsanlar öncelikle büyük doğa güçlerine taparlardı. Büyük doğa güçleri pasifti, yaratıcı güçten yoksundu.

Bu doğa güçlerine sonradan Tanrısallık biçilmiştir. İnsan aklı soyuttan somuta doğru gelişmiştir ve soyut şeyleri antik çağların insanları somutlaştırmak istemiştir.

Bu somutlaştırmadan önce,”tanrı” kavramı yaratıcı olmaktan çok soyut olarak ‘enerji” ile açıklanıyordu.

Örneğin; Tammuz, bereket tanrısı olmadan önce ağacın ve bitkinin içindeki enerjiydi. Bu somutlaştırma sürecinde Sümerler, o dönem en ileri oldukları astronomiden yararlanmıştır. Yaptıkları dev Zigguratlar ile gökyüzünü gözlüyorlardı. Soyut ilahlarını, gökyüzünde keşfetmeye başladıkları cisimlerle özdeşleştirerek somutlaştırdılar.

Ay Tanrısı, Güneş Tanrısı, Rüzgâr Tanrısı vs.

Sümer’den dünyaya inancın yayılışı Sami Irktan olan Akadlar, M.Ö. 2500 yılında Sümer bölgesine yerleşiyor ve görkemli bir uygarlıkla karşılaşıp kendi inançlarını Sümer inançlarıyla harmanlıyor. Akadların, hem batı hem de doğuya doğru genişlemesiyle Sümer inançları denizci bir toplum olan Fenikeliler’e ve Filistin’e ulaşıyor. Fenikeliler’den de Antik Yunan ve Roma’ya…

Sümerlerin İnanna’sı; Semitik(Musevi) toplumların İştar’ı,

Fenikeliler’in Astarte’si, Antik Yunan’ın Afrodit’i oluyor.

Sümer’in Tammuz’u, Fenike’nin Adonis’i oluyor.

Sümer’in Ninurta’sı, Yunan’ın Zeus’u oluyor.

Kısaca, Sümer’de somutlaştırılan ne kadar Tanrı ve Tanrıça varsa adı geçen coğrafyalarda da sürümleri (versiyonları) türetilmiştir.

1. NEVRUZ: Kutsal Evlilik

“Nevruz bir Türk bayramı mıdır yoksa Kürt bayramı mı?”

“Nevruz kimindir?”

Ülkemizde her yıl Nevruz yaklaşınca akla gelen ve bazılarının etnisitelerini tatmin uğruna saçmalayarak cevapladığı bu sorunun yanıtı: Nevruz bir Sümer ayinidir / ritüelidir ve tüm toplumlara da Sümer’den yayılmıştır. Şöyle ki; Sümer’in en ünlü tanrısı Tammuz, bereket ve güneş tanrısıdır. En ünlü tanrıçası ise, bereket, toprak ve ay tanrısı olan İnanna’dır. Sümer’deki inanışa göre, soğuk ve zor geçen kışın ardından baharın gelişiyle her yıl 21 Mart tarihinde Tammuz ve İnanna evlenir. Bu evlilik kışın bitişini, topraktaki bereketlenmeyi simgeler ve her yıl bu tarihte kutlanır.

21 Mart aynı zamanda gündüz ve gecenin birbirine eşit olduğu tarihtir. Güneş tanrısı Tammuz, gündüzü; ay tanrısı İnanna geceyi simgeler ve bu geceyle gündüzün kavuşmasıdır. Tammuz ve İnanna’nın birleşmeleriyle dünyaya bolluk, bereket ve yeşillik gelirdi, hayvanlar yavrulardı. Evlilik, güneşle ilintili olduğundan ritüelde ateşin üstünden atlamak da vardır. (Ateş, güneşi simgeler.)

İlk kez M.Ö. 4.000 yılında kutlanan bu evlilik, Mezopotamya ve Orta Asya’da Nevruz halini alıp zenginleştirilmiştir. Hristiyanların Paskalyası ve Hıdrellez’in kaynağı da bu kutsal evliliktir.

Semitik toplumlardaki ‘cemre’ inancı da bu evlilikten gelir.

2. Gelin odasının süslenmesi

İnanışa göre, kutsal evlilik öncesinde Tanrıça İnanna yıkanır, annesi ile konuşarak ondan öneriler alır, kapı arasından armağanların gelişini gözler. Daha sonra gelin odası hazırlanır ve çeyizler gelenlere gösterilir. Ancak tüm bu hazırlıklar tamamsa Tammuz’un içeri girmesine izin verilir.

Sümerlerden Bize Kalan 13 Gelenek Nurettin Şenol

6.000 yıldır bu evlilik töreni, o bölgede, bölge çevresinde ve Anadolu’da bu biçimde sürmektedir. (Tammuz ve İnanna’nın kutsal evliliklerine değgin, Tevrat’taki Süleyman’ın Şarkıları’na bakabilirsiniz.)

3. Selvi Ağacı, Mezarlıklar ve Tammuz

Tammuz için metinlerde şöyle denir: “Bir yığın Haşur Ormanlarının arasında sen pırıl pırıl parlayan bir selvi ağacıydın ve senin bulunduğun yere yalnızca güneş gelebilirdi”.

Sümer tapınaklarında Tammuz’un simgesi olarak selvi ağacı dikilirdi. Tammuz, sular tanrısı Enki’nin oğlu olduğu için, tapınaklarda aynı zamanda havuz, su kuyusu ya da çeşme olurdu.

Bugün mezarlıklarda selvi ağaçlarının olmasının nedeni, selvi ağacının “sonsuz yaşam”ı simgeleyen ‘hayat ağacı’ olmasıdır. Tammuz gerçek anlamda hiçbir zaman ölmez.

4. Noel Ağacı

Bir önceki konuda Tammuz hiçbir zaman tam olarak ölmez demiştim. Evet ölmez yalnızca derin bir uykuya dalar. Bu uyku, gecenin gündüze galip gelmeye başladığı tarihe denk gelir. Bu tarih gece ile gündüzün yıl içerisinde son kez birbirlerine eşit oldukları ekinoks tarihidir. Bu tarihten sonra gecelerin süresi, gündüzü geçer ta ki 21 Aralık’a kadar.

21 Aralık yıl içerisinde en uzun geceyi içerir. 21 Aralık’ta Güneş tanrısı Tammuz ‘ölür.’ 3 gün sonra ise gecenin kısalmaya gündüzün uzamaya başlamasıyla dirilir.

Sümerlerden Bize Kalan 13 Gelenek Nurettin Şenol

Bu diriliş 25 Aralık’ta kutlanır ve bu kutlamalarda Sümerler, bugün Noel dedikleri ağaçları kullanır. Ağaçtaki süsler, her türden meyveyi ve bereketi simgeler; ağacın kendisi ise Tammuz’dur.

5. Tıbbın İmgesi

Yukarıdaki örneklerde yaşam ağacının kendisinin Tammuz olduğunu görmüştük. Yaşam ağacına sarılı iki yılan Tammuz’un iyileştirici özelliğini betimler. Günümüz tıp çevrelerinde yaygın olarak kullanılan yılan simgesinin kaynağı da yine Sümer’dir.

6. Domuzun Haram Olması

Tammuz’un diğer adı -daha doğrusu bir başka söylenişi- Domuzi’dir. İnanca göre Tammuz ve onun bir sonraki versiyonu olan Adonis’i, vahşi bir domuz öldürür.

Domuzu mitolojide günahkâr, dinlerde haram yapan bilinç altında yatan ‘TANRI KATİLİ’ sıfatıdır. Ayrıca ekonomik açıdan, domuzun küçükbaş hayvanlar gibi göç edememesi ve dönemin şartlarınca yaz aylarında etinin sıcağa dayanamayarak çabuk bozulması da nedenler arasındadır.

7. Yere düşen ekmeğin öpülmesi

Ekmeğin kutsallığı Sabiilerden gelir. Tammuz’un bir başka versiyonuna tapan Sabiilere göre ekmek çok kutsaldı. Öyle ki, buğdayın toplanması ve öğütülmesi zamanında Sabiiler ağlardı. Çünkü bu tarihler, Tammuz’un öldüğü -derin uykuya daldığı- günlere denk gelirdi.

Sabiilere göre, ekmek Tammuz’un etiydi. Tammuz, Sabiiler için ana geçim kaynağıydı. Bu nedenledir ki bugün Anadolu’da şimdi bile ekmek yere düştüğü zaman öpülür ve başa konur, ekmek ve buğday kırıntısına basmanın büyük günah olduğuna inanılır ve ekmek bıçakla kesilmez.

Çünkü, ekmek binlerce yıl önceki inanca göre bereket tanrısı Tammuz’un etiydi. Ekmeğe verilen önem bu coğrafyada hiç değişmedi. Kuşkusuz, Tammuz unutuldu, gitti. (Ek olarak, Sabiiler’e göre ekmek Tammuz’un eti dedik. Şarap da barış ve şarap tanrısı Dionysus’un kanıydı. Her ikisi de dönemin insanları için ana geçim kaynağıydı. Hristiyanların Efkaristiyasını açıklamak için yeterli bir kaynak.)

8. Kurban Uygulaması

Sümer’de tanrıları sevindirmek, istekte bulunmak, hastalıktan kurtulmak ve adakta bulunmak için, hasta veya sakat olmayan bir hayvan kurban edilirdi. Kurbanları tapınak rahipleri keserlerdi. Kurbanın sağ kalçası ve iç organları Tanrılara takdim edilir, geri kalanı ise dağıtılırdı.

9. Mitolojideki İlk Tek Tanrı: MARDUK

Marduk, Babil kentinin tanrısıydı ve Sümer’deki Tammuz’un Babil sürümüydü (versiyonuydu). Babil şehrinin güçlenmesiyle birlikte o da güçlendi. (Mitolojide tanrılar, doğdukları şehre bağlıydı. Şehir güçlendikçe o şehrin -ya da devletin- kralı, kendi tanrısını da güçlendirmiş ve yaygınlaştırmış oluyordu.)

Marduk’u, M.Ö. 2.000’de Kral Hamurabi Baş Tanrı olarak ilan etti. M.Ö. 1.600’lerde de Kral Buhtunnasr Tek Tanrı ilan etti.

Marduk Tanrıların Tanrısı konumuna gelince öteki 50 tanrı, kendi güçlerini Marduk’a verir. Her bir gücün, özelliğin de ayrı adı vardır. Böylelikle, Marduk’un 50 kadar adı olur.

Marduk, kendisine güçlerini sunan tanrı ve tanrıçaları kendi hizmetine alır ve onlara sınırlı güç ve görevler yükler. Böylelikle eski Sümer tanrıları, tek tanrının hizmetinde birer elçi, veli ve ilahi ögelere dönüşür.

Babil’in zayıflaması ve Asur’un güçlenmesiyle Marduk’un Asur sürümü (versiyonu) ortaya çıkar: Devlete de adını veren Asur tanrısıdır. Ve zamanla Kabala öğretisinde kendine yer edinen bu tek tanrı inancı, modern yapısına Tevrat(Eski Ahit) ile kavuşur.

10) 14 Şubat Sevgililer Günü

SEVGILILER GÜNÜ çağımızdan çok önce Antik Yunan’da kutlanıyordu!

Sümer’deki Tammuz-İnanna ve Anadolu’daki Attis-Kibele evlilikleri gibi Antik Yunan’da da Tanrıça Hera ile Tanrı Zeus’un kutsal evliliği yüzyıllardır kutlanıyor. Zeus’un genel olarak partnerlerini aldatan çapkın bir yapısı vardır ve bir gün şekil değiştirerek Hera ile birlikte olur. Aldatıldığı ve gururuyla oynadığı için Zeus’u yanızca onunla evlenirse bağışlayabileceğini söyler ve “kutsal evlilik” gerçekleşir. Antik Yunan’da Tanrıların Tanrısı olan Zeus evlenince Tanrıça Hera da Tanrıların Tanrıçası olmuştur.

Antik Yunan’daki Hera, Roma’da Juno ismini alır. Roma’da kadınlık ve evlilik tanrıçası olarak bilinen Juno’ya duyulan saygı nedeniyle 14 Şubat tatil ilan edilir ve bu tarihte çeşitli ritüeller(uygulamalar) gerçekleştirilir. Böylelikle 14 Şubat, Antik Yunan tanrıçası Hera’nın sevgililere armağanı olarak günümüze taşınmış.

11. Baş örtüsü

Sümer’de, Babil’de (erken Anadolu dönemlerinde bile) her genç kız evlenmeden önce tapınağa gider ve orada bir kez olmak üzere yabancı bir erkekle para karşılığı cinsel ilişkiye girerdi. Bu parayı tapınağa bağışladıktan sonra tapınaktan ayrılabilir ve artık evlenebilirdi. Bu tür bir cinsel birleşme son derece kutsal sayılırdı (tıpkı Tammuz İnanna ya da Kral-Baş Rahibe birleşmesinde olduğu gibi).

Bunu yapmadan genç kız evlenemezdi. Asilzadeler bile kızlarını kendi elleriyle bu tapınaklara getirmişlerdir. Çirkin kızların kötü bir yazgısı vardı; kimi zaman kendileriyle ilişkiye girecek bir erkek çıkması için yıllarca tapınaklarda beklerlerdi.

Bunun dışında tapınak rahibeleri, bu “kutsal fahişeliği” sürekli olarak yaparlar ve tapınağa gelir sağlarlardı (ancak belirttiğim gibi, bu utanç verici bir iş değil son derece kutsal bir görevdi, onlar sokak fahişesi gibi görülmezlerdi).

Bu kadınların diğer kadınlardan ayrılması için, başlarının bir şal ile örtülmesi zorunluydu. Bu örtü, artık o kadının evlenebileceği anlamına geliyordu. Bunların haricinde kızların, cariyelerin ve fahişelerin örtünmesi yasaktı.

M.Ö. 1.500 yıllarında Asur Kralı, yalnızca evlenilebilir kadınların değil; evlenen ve dul kalan kadınların da örtünmesini zorunlu kılmıştır. Böylelikle, üç büyük kutsal kitapta da geçen baş örtüsü geleneğinin asıl  kaynağının Sümer olduğunu öğreniyoruz.

12.Kartal

Sümer’de güneşin farklı farklı biçimleri vardır. Sabah, öğle, akşam güneşinin; yaz, bahar, kış güneşinin ayrı ayrı adları, simgeleri ve tanrıları vardır.

Sümer’deki sabah güneşini de kartal simgeler. Sabah güneşiyle kartal; doğuşu ve yükselişi simgeler. Kartal aynı zamanda batmayan güneşin simgesidir.

Sümer’den günümüze kadar özellikle devletler tarafından bu simge kullanılmıştır. Kartal, pek çok devlet için gücün simgesi olmuştur. (Roma, Selçuklu, günümüzde ABD vs.)

13. Kutsal Sayılar

Sümerliler, gökteki 12 burcu ilk kez keşfeden uygarlıktır. Sümerlilerin bir gün 12 saatten oluşuyordu ama 1 saatleri bizim 2 saatimize eşitti; yani toplamda yine 24 saatti. İsa’nın 12 havarisi, bu burçları temsil eder.

Sümer inancına göre, burçlarda birer tanrı otururdu ve güneş tanrısı bu burçları ziyaret ederdi (her 2.150 yılda bir güneş başka bir burca denk gelirdi ve Sümerliler bunu hesaplamışlardır).

Bugün Yahudilikteki ve Hıristiyanlıktaki 7 kollu şamdan, Sümer’in ünlü ağacını ve yedi gezegeni simgeler. Tek tanrılı dinlerdeki cehennemin 7 kapısı, Sümer’in yer altı dünyasının 7 kapısı olmasından gelir.

Sümerlerde sayı sistemi 10’luk değil; 60’lıktır. En büyük rakam 60, en büyük tanrının rakamı da 60’tır. Ay tanrısının rakamı ise, 30’dur. (Ay Dünya etrafındaki dönüşünü yaklaşık 30 günde tamamlar.)

Yaşamımızda karşılaştığımız, uyguladığımız ancak temelini ve nedenini çözemediğimiz birçok uygulanın kökünün genelde Sümerlere dayandığını görüyoruz.

İnanç- gelenek harmanlaması toplumlarda süregelmiş, belki de başka bir adla sürüp gitmektedir. Toplumların tarih boyunca oluşturdukları töreler, kültürel değerler kimi zaman anayasalara, yasalara bile girmiş, sakıncalı olmayanlara izin verilmiştir.

Derleyen: Nurettin ŞENOL

 

NURETTİN ŞENOL
NURETTİN ŞENOL son yazıları (Hepsini Gör)

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Babalar Günü Nurettin Şenol

Babalar Günü Nurettin Şenol

Deneme

2 Yorumlar

  1. Saygın hocam emek verilmiş bir çalışma kutlarım. Yazdıklarınızın çoğunu okuyan kişi zaten biliyor. Siz bunları detaylandırmışsınız. Teşekkür ederim. Sakıncalı olan, bazı ritüellerin din olarak dayatılması. Ölen kişinin evinde helva yapılması da bir Şaman geleneğidir. ” Kötü ruhları kovmak için unu yağla kavururlar.” Zevkle okudum. Tekrar emeğinize sağlık.

    0
  2. Birçok geleneğin ve ritüelin geçmişi çok eskilere dayanmakta olduğunu biliyordum.Aciklamalariyla okuyunca daha iyi öğrendim.Elinize,emeğinize sağlık.

    4

Bir cevap yazın