Tanrı Problemi ve İnsanın Özgürlük Sorunu Prof. Dr. Doğan Göçmen

 
Tanrı kavramı karşımıza hep neden felsefi bir problem olarak çıkar? Soruyu başka bir açıdan da sorabiliriz. Tanrı kavramı felsefe için ne zaman bir sorun oluşturmaya başlar? Tanrı kavramının kökeninde kanımca bugüne kadar yeterince dikkate alınmayan, fakat yanıtı aranan diyalektik bir soru yakmaktadır. Soru doğada veya evrende çokluğun birliğini veya zıtların birliğini ne olduğuna ve söz konusu birliğin nasıl oluştuğuna dairdir.

Bu soruya verilen farklı yanıtlar farklı tanrı tasavvurlarını da ortaya çıkarmıştır. Eş deyişle bugün yaygın olan farklı tanrı kavramlarının kökeninde bu soruya verilen farklı yanıtlar yatmaktadır. Zira tanrı problemi tam olarak tanrının birey veya kendi türünün tek, biricik ve benzersiz olanı (unikat) olarak kavranmaya başlamakla oluşur. Bu bakımdan tanrı problemi karşımıza ontolojiyi (varlık felsefesini), epistemolojiyi (bilgi felsefesini) ve elbette ahlakı/etiği ilgilendiren üç farklı bağlamda çıkmaktadır. Tanrıyı duygusallık veya hissiyat anlamında estetik olarak tanımlama çabaları da vardır. Fakat kanımca bu, tanrı kavramının soyutluğu ve genelliği dikkate alındığında zorlama bir tanım olacaktır. Tanrı hissedilemez, kaçınılmaz olarak ancak düşünülebilir.

İnsanın nedensellik sorgulaması onun eyleyen bir varlık olarak edinmiş olduğu deneyimleri birleştirme ve genel bilgiye dönüştürme çabasından doğar. Konfüçyüs’e atfedilen “Benim bir ilkem var. Deneyimlerimi onun etrafında topluyorum” sözleri, ontolojik tasarımın kökeninde epistemolojik bir kaygının ve kurgunun olduğunu gösteriyor. İlke başlangıçtır ve Aristoteles’in dikkat çektiği gibi “başlangıç bir şeyin başlangıcıdır”. Diğer bir deyişle epistemolojik kurgulama ontolojik tasarımı şart koşmaktadır. Bu nedenle bu alanda oluşan tanrı problemine tüm tanrı problemlerinin kökeninde yatan ilk tanrı problemi olarak da bakılabilir. Buna insanın karşı karşıya kaldığı ilk metafizik problemi de denebilir.

Görünüşte çok yönlü ve açıkça çok farklı olan deneyimlerin birliği neyde veya nerede yatmaktadır? Tanrı probleminin karşımıza çıktığı ikinci alan, tanrıya dair sorunun karşımıza çıktığı ikinci alan görünümlerin değişken sonuçları karşısında sürekli olanın, kalıcı olanın, ezeli-ebedi olanın ne olduğunu ilgilendirmektedir ki sonsuzluk, sınırsızlık ve ruhun ölümsüzlüğü gibi soruların kaynağı da bu problemin oluşmasında aramak mümkündür. Tanrı problemiyle karşılaştığımız üçüncü bağlam dünyanın özüne dair olan sorudur ve elbette bu soru tanrının özünün ne olduğu sorusuyla doğrudan ilgilidir.

Tanrı kavramının tüm deneyimlerin birliğini sağlayan, bütünlüğünü kuran, iç tutarlılığını oluşturan bağlamda alalım. Bu bağlamda tanrı doğal olarak tüm farklı deneyimlerin çokluğunun iç bütünlüğünü ve böylece birliğini sağlayan olarak alınmaktadır. Yukarıda işaret ettiği gibi bunun ontolojik temelleri vardır. Tanrı kavramının bu bağlamda alınan anlamı daha çok onun epistemolojik anlamdır. Bu durumda tanrı epistemolojik bir problem olarak tanımlanmış olur. Türlü deneyimlerimizde kazanmış olduğumuz bilgi parçacıklarını bir araya getirip birleştiren, birliği sağlayan nedir ve bu nasıl gerçekleşmektedir? Bu bakımdan tanrı kavramı zorunlu olarak akıl ve özgürlük kavramlarına işaret eder. Şöyle ki; deneyimlerden edinilen bilgi parçacıklarının birliğinin ve bütünlüğünün sağlanması insanın eyleme kapasitesinin oluşması anlamına gelmektedir. Eyleyebilen insan, insanın eyleyebilirliliğini engelleyen dış ve iç koşullar oluşmadığı sürece özgürdür. Bu bağlamda aklın işlevi tüm farklı deneyimlere içkin olan yasallığı bulup ortaya çıkarmak ve buna dayalı olarak ilk bakışta sanki uyumsuz gibi görünen farklı deneyimleri birbiriyle uyumlu hale getirmektir. Böylece insan davranışlarına hâkim olan yasallık ortaya çıkarılmış olacaktır. Öyleyse tanrı kavramının anlamlarından birisi insanın doğasını, doğru-düzgün düşünmesini ve doğru-düzgün davranmasını ilgilendirmektedir. Eş deyişle insan tanrı kavramını yaratmış olmakla aslında “insan nedir?” sorusuna yanıt aramış oluyor. Öyleyse tanrı problemi insan için bir özgürlük problemidir.

Prof. Dr. Doğan GÖÇMEN

Esmeri Alev Ekebaş’a teşekkür ederiz.

3

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Horst Sevda Akyol Baştımar

Otobiyografik Öykü

Bir cevap yazın