Tatil ve Bilezik Fuat Keyik

Seksenli yılların sonları. Denizli’de yorucu bir eğitim-öğretim dönemi geçirdik. Her yaz olduğu gibi 10-15 günlük tatili hak ettik. Ancak ekonomik sıkıntımız var; ben biraz geri durdum tatil sevdasından. Fakat eşim Nevriye kararlı: ”Fuat, ben de çocuklar da tatili istiyoruz. Gerektiğinde bileziğimi satarım. Onu bunu bilmem bir yer ayarla.” ısrarını sürdürünce… Emir büyük yerden olunca, o zaman iş tamam!

Nazilli Öğretmen Okulu’ndan bir arkadaşımın ailesiyle birlikte Didim Sağ-Tur’a tatile gitmeyi kararlaştırdık. İkişer çocuğumuz var. Hepimiz ikinci elden yeni aldığım ilk arabam sarı renk steyşın Renault’a doluştuk, erkenden düştük yola.
Öğle zamanı kiraladığımız pansiyona yerleştik. Çocuklar sabırsız. Öyleyse:
“Haydi denize!” Didim’in ünlü Altınkum Plajı epey uzak olduğundan yakınımızdaki site plajında denizle buluştuk. Diğer günlerde de aynı yolu izledik. Didim’e ancak gezmek veya alış veriş yapılacağı zaman iniyoruz.

Öğretmen parası, ne olacak? Tatilin yarısında bizim cüzdan suyunu çekti. Arkadaşlarda da ancak kendilerine yetecek kadar para var. Eşim bana daha önceden “gerektiğinde bileziği satarız” düşüncesini paylaşmıştı. Sabah kahvaltısı sonu:
“Arkadaşlar siz denize gidin. Çocuklar size emanet. Biz Didim’de dek gidip sarrafa uğrayalım.” dedik.

Bindik arabamıza düştük yola. Sitenin çıkışında; esmer, zayıf, 60 yaş üzerinde bir kişi el kaldırdı, durduk. Beyaz renkte spor ayakkabısı, şortu ve şapkası, kısa kollu minik kareli renkli gömleği ile şık görünümü vardı. Eşimin bulunduğu sağ kapı cam aralığına eğildi, gülümseyerek:
“Günaydın. Eğer Didim’e gidiyorsunuz, beni de alır mısınız?” diye sordu. Hiç tereddüt etmeden:
“Tabii ki alırız, buyurun.” Hemen arkaya bindi. Kezlerce teşekkür etti. Sempatik ve konuşkan birisi. Sabahtan beri pek çok araba geçmiş, hiç birisi almamış. Kendisi Isparta’da oturuyormuş. Emekli doktor. Sağ-Tur’da yazlığı varmış, arabası yokmuş. (Aradan çok zaman geçti, ismini unuttuk)

Ben yola dikkat ederken bir yandan da dikiz aynasından gözlüyorum. Bir sanatçıya benzetiyorum ama bir türlü ismi aklıma gelmiyor… O konuşmaya devam ediyor, benim aklım kime benzediğini bulma çabasında.

Doktor Bey Denizli’de de çalışmış. Hatta çevre sağlığı teknisyeni Sadi abimi iyi tanıyor. Hayret! Rastlantıya bak! Didim’e yaklaşırken bize sordu:
“Çocuklar sizin ne işiniz var Didim’de?” Yanıt verdim:
“Paramız tükendi. Bir sarrafa uğrayıp bilezik satacağız. Pansiyon kirasını ödeme zamanı da geliyor.” Biraz düşündü ve karşılık verdi:
“Bakın çocuklar, lütfen yanlış anlamazsanız size bir şey diyeceğim. Bir defa Didim’de sarraf yok, bileziğinizi satamazsanız. Ancak Söke’ye gitmeniz gerekir. Para için o kadar yolu gidip gelmeye değmez.” Umarsız, gerekirse Söke’ye gidebileceğimizi, çünkü gereksinimiz olduğunu söyledik. O ise babacan bir tavırla konuşmasını sürdürdü:
“Gitmeyin. Didim’de alış verişimizi yapalım. Birlikte Sağ-Tur’a dönünce ben size gerekli parayı vereceğim. Tatil dönüşü ne zaman eliniz bollaşırsa gönderirseniz. Hiç acele edip kendinizi sıkmayın. Hatta göndermesiniz de olur. Hiç önemli değil. Lütfen kabul edin.” Şaşırmıştık. Eşimizle bakıştık, çenemizi kaldırarak “hayır” demeyi kararlaştırdık. Doktor ısrarcı, emrivaki yaptı:
“Hiç itiraz kabul etmiyorum. Siz iyi çocuklarsınız. O kadar kişi beni sabahleyin almadı, siz aldınız. Lütfen beni merkeze bırakın. İşimiz bitince tekrar buluşuruz.” Ne yapalım? Zorunluluktan büyüğümüzün önerisini kabul ettik.

Didim’e vardık. Doktor bey işini görmek için vedalaştı. Biz de önce “belki buluruz” diye sarraf araştırdık ama bulamadık. Doktor doğru söylemiş. Gıda alış verişimizi yapıp arabamızın yanına gelip bekledik. Bu arada eşimle birlikte kafa yorarak en sonunda Doktor Bey’in kime benzediğini bulduk. Yüzü, mimik ve jestleri, konuşma şekli ile tıpa tıp ünlü tiyatrocu Gazanfer Özcan’a (rahmetli) benziyor. Yol boyu beni meşgul eden benzetmeyi bulunca rahatladım… Ha işte geliyor Gazanfer abi. Hayret! Yürüyüşü bile aynı. Boşuna dememişler “Her insanın bir eşi vardır” diye.
“Merhaba. Benim işim bitti. Gidebiliriz” dedi. Güzel söyleşi olunca çabuk vardık evlerimizin olduğu siteye. Evine yakın köşede indirdik Doktor Bey’i. Evimize kahve içmeye davet ettik. Kabul etti. Hem de bize bir bilezik değeri kadar para getirecekti. (Günümüz değeri 4500-5 000 TL. sularında)

Eve vardığımızda arkadaşlara ve çocuklara müjdeyi verdik: “ Biraz sonra evimize tiyatrocu Gazanfer Özcan gelecek” dedik. İnanmadılar tabii. Başımızdan geçen olayı Gazanfer Bey üzerinden anlatınca merak etmeye başladılar. Nitekim az sonra Doktor Bey’in sokaktan bize doğru gelişini görünce onlar da benzerliği görünce, şaşırdılar. Evde zaten her şeyi öğreneceklerdi.

Doktor Bey’in parasını Denizli’ye döndükten ancak bir ay sonra verdiği adrese havale edebildik. Temiz yürekli, iyi adam, sempatik doktor, bizde unutulmaz bir anı oldu. Toplum içinde böyle güzel insanların bulunması ne güzel!

8

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Kadın Olmak Sevda Akyol Baştımar

Makale

Bir cevap yazın