Türkçemiz – Nurettin Şenol

Bilge Önderimiz Atatürk’ün Dil Devrimi tüm devrimlerinin temelidir. Türkçemize çok önem vermiş; Türk Dil ve Tarih Kurumunu kurmuş, Türkçe sözcüklerin derlenmesini, Orta Asya’ya dek gidilerek gerçek Türkçe sözcüklerin bulunup kullanıma açılmasını istemiştir.

Bunun bir anlamı vardır. Bir ulusun tapusu dilidir. Dilini yitiren uluslar yeryüzünden silinmişlerdir.

Dil bu denli önemlidir.

Türkçemiz, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde 1000 yıl yitirmiş, geriletilmiştir. Bu sürede devlet Türk’ü ve Türkçeyi horlamış, küçümsemiş, aşağılamıştır. Devlet dili olarak Farsça, Arapça seçilmiş, Osmanlı döneminde karma bir Saray yazı dili oluşturulmuştur. Bu dil yalnızca Saray kayıtlarını tutmakta kullanılmış, kimi Saray beslemesi yazar ve şairler de kullanmışlardır.

Ancak, bu dili halkımız hiç anlamaz, bilmezdi.

*

Dilimizi günümüze dek yaşatan kırsal kesimdeki okuma yazma bilmeyen halkımız olmuş. Okuma yazma bilmeyen halkımız olmasaydı neler olurdu düşünmek gerek. 

Atatürk halkın kullandığı dilimizi devlet kayıtlarına, yazına (edebiyata), sanata, tiyatroya taşımayı ve geliştirmeyi amaçlamış. Dilimizi yaban dillerin baskısından, kültür yayılımcılığından ( emperyalizm) kurtarmak için temel çalışmalar yaptırmış. Köy Enstitüsü çıkışlı yazarlarımız (zaman zaman kimilerince hor görülen) köy romanları yazmışlar, binlerce yerel olarak kullanılan Türkçe sözcükler ortaya çıkmış, yazın yaşamında kullanılmıştır.

Türk Dil ve Tarih Kurumu 1980 darbesinden sonra gerçek yolunu ve işlevini yitirmiş, amacından uzaklaşmış, siyasallaşmıştır. Birbiriyle çok yakından bağı olan dil ve tarih kurumları ayrılmış, Atatürk’ün kalıtyazısına (vasiyetname) göre sağlanan akçasal destek kesilmiş, kurum parçalanmış, işlerliği etkisizleştirilmiştir. Bu aşamadan sonra artık Türk Dil Kurumu, Atatürk’ün amaçladığı Türkçemizin gelişmesi, genişlemesi, güçlenmesi, yabancı sözcüklerden arıtılması, yabancı sözcüklerin yerine Türkçe sözcüklerin türetilmesi ya da derlenmesi çalışmaları kesilmiştir.

Tüm bu darbelere karşın, Atatürk’ün Dil Devrimini kavrayan, içselleştiren, benimseyen ve betik (kitap), dergi ve gazetelerde kullanan azımsanmayacak yazarlarımıza yürekten saygı duyuyorum.

*

Yaklaşık 200 ek bulunan matematiksel bir dil olan dilimizde sözcük türetmek zor değildir. Türetilen öz Türkçe sözcüklere karşı çıkmak büyük aymazlıktır bence. Türetmeye çok elverişli bir dilde sözcük türetmek son derece doğaldır. Yeter ki, Dil Devriminin özüne uygun düşünebilelim.

*

TDK’ nin Türkçe sözcük türettiği yıllarda karşı devrimciler saldırıya geçtiler, hoş olmayan ve saçma sözcükleri kendileri uydurup gazetelerde yayımladılar, TDK yapmış gibi göstererek alaya aldılar ve baltalamaya başladılar.

Kimileri de bu sözcükleri TDK’nin türettiğini sandılar ve uzaklaştılar. Böylece sözcük türetme çalışmaları geriletildi. Saldıran karşı devrimciler bir bakıma amaçlarına ulaşmış oldular.

Şimdi bile kimileri onların yayımlayarak alay ettikleri sözcükleri anımsarlar ve TDK’ nin yaptığına inanırlar.  Oysa tüm dillerde yabancı sözcüklerin yerine kendi dillerinde sözcükler türetilir. Üstüne üstlük, Türkçe türetmeye en elverişli, işlevsel bir dildir. Sözcük türetmeye karşı çıkılması Türkçenin gelişmesi yolunu kesme amaçlıdır. Başka ne düşünülebilir?

*

Her dilde olabildiğince ulusal dile dönüştürme çalışmaları vardır. Bu yanlış değil, saygı duyulması gereken bir durumdur. Örneğin; Almanlar, İngilizce olan “televizyon” sözcüğü yerine Almanca “fernseher” sözcüğünü türetmişler ve kullanıyorlar. Fernseher, uzağı gören anlamında. Çok doğal değil mi? Biz de bilgisayar sözcüğünü TDK türetmeseydi computer sözcüğünü kullanıyor olacaktık.

Türk Dil ve Tarih Kurumu sözcük türetmemiş olsaydı bugün daha yabancı dillerin sözcüklerini kullanıyor olacaktık. Örnekleri yüzlerce sıralamak olasıdır. Ancak ben burada bir bölümünü belirtmekle yetineceğim: 

SINAV yerine imtihan,

SAVCI yerine müddeiumum,

YARGIÇ yerine hâkim,

ÖĞRETMEN yerine muallim,

OKUL yerine mektep,

TÜZÜK yerine nizamname,

ÖĞRENCİ yerine talebe,

AYRINTI yerine teferruat,

SAV yerine iddia,

SAYGI yerine ihtiram,

TUTKU yerine ihtiras,

BORÇ yerine ikraz,

YETENEK yerine kabiliyet / istidat,

UYUM yerine intibak,

KURAL yerine kaide,

UYUŞMAZLIK yerine itilaf,

İLETİŞİM yerine komünikasyon,

YENİLGİ yerine mağlubiyet,

PAZARLAMA yerine marketing,

TUTANAK yerine zabıt / mazbata,

BELLEK yerine memory, hafıza

YAZILIM yerine software, 

AŞAMA yerine merhale,

DANIŞMA yerine meşveret,

SÖZLEŞME yerine mukavele / protokol,

SAVUNMA yerine müdafaa,

GÖNENÇLİ yerine müreffeh,

UZMAN yerine mütehassıs,

EMEKLİ yerine mütekait / tekaüt,

ADAY yerine namzet,

BAYINDIRLIK yerine nafıa,

BİTKİ yerine nebat,

YILDIRIMSAVAR yerine paratoner,

EVRE yerine safha,

YARIYIL yerine sömestr,

SORU yerine sual,

BARIŞ yerine sulh,

TANIK yerine şahit, 

DOĞU yerine şark,

BATI yerine garp,

SÖZLÜ yerine şifahi,

SORUŞTURMA yerine tahkikat,

İNCELİK yerine zarafet… sözcüklerini kullanıyor olacaktık.

Şimdi daha bu ve benzeri yabancı sözcükleri kullanmayı sürdürenlerin çoğu bilinçli olarak Dil Devrimine karşı olduklarından kullanırlar.

Öz Türkçe sözcükler kullanımına karşı olmak benliğimizden, ulusal kimliğimizden uzaklaşmak demektir. Türkçeleri olan sözcüklerin yabancılarını kullanmaktan olabildiğince kaçınılması gerektiğini savunuyorum. Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca sözcükler yerine varsa Türkçe sözcükler; yoksa, araştırıp bulmaya çalışmalı ve kullanmalıyız. Gerekirse Türkçe sözcüğün dilimizde kullanıma girmesi, öğrenilmesi bakımından yabancı olan sözcüğü de bulduğumuz yeni Türkçe sözcüğün arkasında ayraç içinde kullanmalı, bu yolla yaygınlaşmasına katkıda bulunmalıyız. Bu, bizim Dil Devrimine saygımız ve Bilge Önder M. Kemal Atatürk’e olan borcumuzdur.

Nurettin ŞENOL

 

NURETTİN ŞENOL
NURETTİN ŞENOL son yazıları (Hepsini Gör)
5

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Datça Demokrasi Evi Açıldı Haber: Esmeri Alev Ekebaş

Haber

3 Yorumlar

  1. Anadolu’da bizden önce yaşamış 11 büyük uygarlık hiç bir yere gitmedi. Dillerini yitirdikleri için kendilerinden sonra gelen uygarlık İçin eriyerek yok oldular. Orta Asya’dan Hindistan’a, Yemen’e, Baltık’a, Balkanlar’a göç eden Türk boyları dil ve din yoluyla özümlenerek (asimile olarak) başka uluslar içinde yok oldular. Anadolu’ya gelen Türkler ise Anadolu’yu Türkleştirdiler.
    Anadolu Türkleri güç kullanılarak Selçuklu’da Farslaştırılmak, Osmanlı’da Araplaştırılmak istendi. Bu durum yazık ki bugünde laiklik adı altında yapılıyor.
    Terör sözde nedeniyle iktidarı ele geçiren 12 Eylül Pentagon Cuntası, Atatürk’ün özerk yapıda kurdurup kalıtını (mirasını) bıraktığı Türk Dil ve Tarih kurumlarının özerkliklerini kaldırarak Türkçe düşmanı karşı devrimcilerin önüne attı. O gün bugün dilimiz ve yakın tarihimiz ayaklar aktında çiğneniyor. Eski Farsça, Arapça sözcükler geri getirilerek medya yokuyla halka belletiliyor.
    Yunus Emre (1238-1328) Anadolu’nun Moğol işgali ve Beylikler çatışması ile alt üst olduğu, çağdaşlarının egemen kültür dili Farsça ile yazdığı bir çağda arı duru Türkçe yazarak Türk diline en büyük hizmeti yapmıştır. Kalem tutan eller, söz söyleyen diller becerebildiği kadar öz Türkçe yazar söylerse Türkçemiz bu çemberide kıracaktır.

    3
  2. Dil toplumun en önemli dinamiklerindendir. Verdiğiniz değerli bilgilere teşekkürler. Atatürk Dil devrimini uygulamadan önce kendisine , Latin alfabesine kademeli geçilmesini önerenlere kızar ve şunu söyler : “Efendiler bu yanlış,kademeli geçmeye kalkarsak,bunu suistimal edenler çıkacaktır” der. Emeğinize sağlık.

    4
  3. Halil Naci Ergölen

    Dil bir ulusun var oluş simgesidir. Yüce Atatürk’ün dilimiz için yaptıkları muhteşemdi. Binlerce yıllık güzel Türkçemizi geleceğe taşıyan halk ozanlarını saygıyla anıyorum. Emeğinize sağlık öğretmenim.

    5

Bir cevap yazın