Üç Elma Hüseyin Sert

Bir varmış bir yokmuş
Evvel zaman içinde
Kalbur saman içinde
Deve tellal pire berber iken
Ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken
Rüzgârların sonunu bulamadığı
Dağların doruklarının görülmediği
Akarsularının dört mevsim aktığı
Dört bir uçunda denizler olduğu
Denizlerinde her türlü balıkların yaşadığı
Ülkede dört mevsimin yaşandığı
İnsanların mutlu neşeli ve
Hepsinin gönüllerinin zengin olduğu bir ülke varmış.
Bu ülkede yaşayanlar kadar mutluymuş ki,
Mutsuzluğun ne olduğunu unutmuşlar.
Taaaa ki MÖ dokuz bin ikiye kadar…..
Şükürler olsun dokuz bin iki de
Tanrının elçisi geldi de göbekli tepeye
Yerleşik düzene geçtik böylece

Biz aslında dört arkadaştık
Konuştuk dağılalım dedik dört bir tarafa
Dört yıl sonra yine buluşalım burada
Biri kuzeye biri güneye biri doğuya bende batıya çıktım yola
Dağları geçtik derelerden soğuk suları içtik
Doğuya giden Japon denizine varmış dört yılda
Kuzeye giden Sibirya’nın steplerinde aşıp
Arktik okyanusundaki Karadeniz’e ulaşmış
Donmuş orada soğuk havalarda
Güneye giden Hint okyanusuna varmış
Atlamış sandala Maldivlere ulaşmış
Geri dönüp ne yapacağım demiş yatmış
Batıya gitmek bana düşmüştü
Bir gün gittim yoruldum
Baktım etrafımda domuzlar koyunlar bol
Büyükbaş hayvanlar çok
Yemyeşil çayırlar ormanlar
Anladım bereketli topraklar üzerindeyim
Çıktım bir tepeye
Bağırdıkça bağırdım
Burası benim diye bağırdım
Zaten çevrede de incin top oynuyordu sahiplendim tepeyi
Ne yapayım arkadaşlarıma mahcup olmayayım diye düşündüm
Ne yalanlar uydurdum kendim de inandım
Tepenin aşağısında kireçtaşları vardı
Vakit geçsin diye kireç taşını kestim
Üzerine domuz koyun keçi resimleri çizdim
Çevredeki ineklerle eşeklerle taşı tepeye sürükledim
Tepeye karşılık iki taş dikmiş ortasına da yatıp uyudum
Çıkınca taşların arasından garip kıyafetli ben
Dikili taşlarda resimleri gören ilkel insanlar
Taşlara koyunlar domuzlar keçiler adamışlar
Kadınlar ocakta ne piştiyse getirmişler
Baktım etler beleş, gel dedim oğlum buraya yerleş
Yan gelip yattıkça göbek çıkıyor
Kireçtaşı ocağından bir taş daha işleyip getirdim
Üstüne yılan leopar resmide çizdim
Ortalığı bir korku saldı
Dediler ki tanrılar niye kızdı
Anladım bozuntuya vermedim, dedim ki
Evin kızlarını ergen olunca buraya getirip bırakacaksınız
O kızlar tanrının beğendikleri hizmetkârları olacak
Bende tanrıların emirlerini yerine gelip gelmediğini kontrol edeceğim
Tanrının beğenmediğim kızları ilk geceden sonra evine göndereceğim
Sizlerde bu tepenin çevresine yerleşeceksiniz
Hayvanlarınızı güdecek artık arpa ekeceksiniz
Arpalar ekildi koyunlar kuzuladı
Kalan arpalar fazla gelince mayalandı
Sıkıp ta suyunu içince bir hoş oldum
Rüyamda ekin ektiriyordum
Olunca da toplayıp ezdiriyordum ununu ıslatıp pişirtiyordum
Dedim ki tanrılar buyurdu ekinler ektirttim
İlk ekmek ben pişirttim
Böylece ilk yerleşim yerini ben kurdum
Göbekli tepeye
Her sene bir taş diktim çevresine
Tüm diyarlardan geldiler adaklarını sunmaya
Hacı olmaya
Doğuya giden arkadaşım geldi bir on yıl sonra
Baktı beni tanımadı
Gel dedim hacı oldun otur şöyle yamacıma
Arkadaşımın acısını deşmişim
Uzak denizleri görüp esir düşüp kaçıp kurtulduğunu anlattı
Uzak diyarlardan ot getirmiş
Suya atıp da demleniyormuş
Geç bunları dedim hacı gelsen şu arpa suyundan iç
İçti arpa suyunu kendinden geçti
Ayılınca dedi bu su pek de güzelmiş
Ben artık buradan gitmem dedi
Gönderir miyim ben seni gezgin dostum dedim
Benim nerelere gittiğimi sordu
Bende çıktım bu tepeye bağırdıkça bağırdım dedim
İki taş diktim herkes taşlara tapmağa başladı
Benimde rahipliğim burada böylece başladı dedim
Şimdi iki rahip olduk mabette
Kızları da üleştik kerevette
Gökten üç elma düşmüş
İkisi bizim başımıza
Çok beklersiniz üçüncüyü düşsün diye başınıza

HÜSEYİN SERT

12

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

İki Gözüm Sibel Karagöz

Şiir

Bir yorum var

  1. Facebook tarafından cezalı olduğum için güzel yorumlarınıza cevap veremiyorum. TEŞEKKÜRLER

    0

Bir cevap yazın