Yaşamımda İz Bırakanlar Mehmet Sönmez

Halaoğlum Muharrem Baysak ile 1997 yılı Mart ayında ortak olup büyükbaş besi hayvancılığına başladık. 

Besi hayvancılığında bir yıldan önce kazanç gelmez, hep çalışır hep yatırılır. Benim asıl mesleğim inşaat olduğu için, temelden kaba inşaat ve tamirat işlerine mecburen devam ediyorum. Eve sıcak para lazım. Önceden zengindik, bazı şeyleri tecrübe ile öğreninceye kadar.
Tecrübe nedir: “Tecrübe hayatta yediğin kazıkların toplamıdır.”
Benim tecrübemin maliyeti; çok yakın akraba ve kardeşlerden, biraz değil, hatırı sayılır büyüklükte oldu.
Kızımız 11, oğlumuz 7 yaşında ilkokula gidiyorlar. Taksimizi sattık eski bir kamyonet aldık, kalan parayı da ortaklığa yatırdık. Halaoğlum Denizli’de çalışıyor, çiftlik ve büyük sermaye ondan, işçilik benden, ÇOBAN oldum yani. Şimdi bir yıl inşaat işlerini daha çok takip etmem lazım.

Annemden yana akrabam olan tecrübeli besici Ahmet Yedikardeşler’in yardımıyla besiye elverişli danaları, Manisa, Salihli, Sarıgöl, Uşak ve özellikle Ödemiş hayvan pazarlarından aldık. Hayvan nakli yapan arkadaşların küçük kamyonlarıyla gece yarısı yola çıkıyorduk. Sabah ezanından bir iki saat önce pazarda olmak lazımmış ki iyi hayvanlar satılmadan nasibimize düşeni alalım.

Hayvanları topladık, üç dört ay yetecek yem de aldık. Bahar havaları, çiftlik ortamı, ovada tertemiz hava.
Sıra geldi saman almaya. Yıllarca yem ve saman işi yapan arkadaştan saman için yardım istedim. Beraber gittik saman kamyonlarının durduğu meydana. Mersinli kasabası, Selendi, Kula’nın kırsal köylerinden gelen kamyoncular benden de garipler, kamyonlar eski, konuşmaları argo ve küfürlü! Hemen etrafımızı çevirdiler, ben hiç konuşmuyorum. Arkadaşı önceden tanıdıkları için selam faslı geçtiler. Akrabama yarım kamyon saman lazım dedi. Samancılar onu tanıyorlar ya, bu avantajı kullanıyorlar. Dört beş kamyoncu malını satabilmek için birbiriyle yarışıyor, yalakalık derecesinde ahbaplık yapıyor, vıcık vıcık yağ çekiyorlar, bizimki de iyice kabarıyor. Bu saman pazarında iyi bir kazık atacaklar belli !! Sanki samanı biz yiyeceğiz; hararın içinden bir avuç saman alıp gözümüze sokarcasına malını övüyorlar. Yarım kamyon samanı olan biriyle anlaştık, çiftliğe gittik depoya boşalttılar.
Bu yarım kamyon samanın; indirilmesi, fiyatı, harar sayısı ve yediğim kazıklar ayrı bir öykü olur. (Her şerde bir hayır vardır, belki de beni Samancı yapacaklar.)

Besicilik işine bir umutla başladık. Samanımız iki üç ay yeter. Bahar bitiyor, yaz ve saman mevsimi geliyor. Büyük hayvancı dostlar çiftliğe ziyarete geliyorlar, doğru bildikleri bilgileri anlatıyorlar. Harardaki ince patoz samanı değil, iri kesmikli “paket saman” yedirmem lazımmış hayvanlarıma. Hayvanın sağlığı, fiyatı ve depolama için en faydalısı paket samanmış. Danalarımızın sağlığıyla ilgilenen veteriner hekim akrabam Selman bey de aynı şeyleri söylüyor. Hayvancı, besici ve celepleri tanıdıkça yeni bilgiler öğreniyordum.

Mayıs ayı biterken yeni sezon taze samanlar da çıkmaya başladı. Bizim çiftlikteki saman da bitti bitiyor. Haziran başı, kuşluk vakti çiftlikten geliyordum, İzmir yolundan şehre girerken çardak kahvede İrfan Dayının benzinliği yanında paket yapılmış ot yüklü kamyon duruyordu. Herkes kendi işiyle ilgili olayları takip eder. Yüzlerce insan geçiyor kimse kamyondaki otlara bakmıyor, eskiden olsa belki ben de görmezdim. Ama şimdi ilgimi çekti, Anadol kamyonetimi park ettim yanına.

Merakla kamyonun etrafında dolaşıyorum, buram buram taze ot kokuyor, sanki meranın ortasındayım. Şoförünü çorba içerken buldum tanıştık. Yeni hayvancı olduğumu, bu yaz bir kamyon paket saman alacağımı, ama paket saman hakkında bilgim olmadığını anlattım. Benim samimi konuşmamdan etkilendi adam, dikkatli dikkatli yüzüme baktı. Adı Mesut’muş, Kırklareli Pınarhisar’dan.
– Bu mal çayır otu, Buca’da yarış atlarına gidiyor, ben nakliyeciyim, sana patronun telefon numarasını vereyim, onlar Salihli ovasında saman bağlıyorlar.

Mesut garip ama dürüst bir insana benziyordu. İleriki zamanlarda benim Samancı Mehmet olacağımın ilk işaretiydi belki de Mesut’un saman kamyonu. Çünkü her şey Mesut ile tanıştıktan sonra başladı.
Mesut’un verdiği telefon numarasını aradım. (ben de cep telefonumu 1995 yılında almıştım, aynı numaram) Tayip diye biri açtı telefonu, tek “y” harfli Tayip diye tekrarladı. Mesut ile tanışmamızı numarayı onun verdiğini, yeni hayvancı olduğumu, bir kamyon saman almak istediğimi söyledim.
-Emen göndereyim beya, dedi.
-İyi gönderirsin de fiyat nedir aga? Hem indirme işçisi de gönder.
– Saman, nakliye, indirme kilosu 24 kuruş.
Tamam gönder dedim. Ertesi günü öğlende Mesut’un kamyon ile geldi samanım. Şoförün yanında üç genç var, Muratlı’nın romanlarından, saman işçileri. Çiftliğe yanaştık, gençler saman paketlerini çok güzel istif yaparak indirdiler.
Hayvancılık da yapan kasap amcaoğlum Ahmet’i çağırdım samanı görsün diye. Çok beğendi, kadayıf gibi saman ben de alayım bir kamyon dedi. Hemen Tayip’i aradım;
– Tayip aga aynı samandan bir kamyon daha istiyoruz.
– Tamam beya emen yarın göndereyim, sen bu günkü parayı şoföre ödeyesin. Parayı ödedim gittiler.
Ertesi günü bir kamyon saman daha aynı işçilerle geldi. Mal inerken Ahmet kendi gibi hayvancı olan kayınbiraderini çağırdı. Mustafa samanı görünce hayran oldu, bu çok güzel saman Mehmet abi, bana da gelir mi bir kamyon? Dedi.
Tayip’i aradım yine, bir kamyon daha saman istedim.
– Tamam Mehmet yarın göndereyim. Sen bugün ödeme yapma, yarın ben de gelirim em tanışırız em de iki kamyon parasını ödersiniz dedi.

Ertesi gün sabahtan üçüncü kamyon saman da geldi, işçileri istemedik, Mustafa’nın çobanları indiriyor samanı.
Mal çiftliğe inerken Tayip aradı, Çınarlı Kahve’de buluştuk. Önce çorbacıya götürdüm sonra da çay içtik, sohbet ettik tanıştık Tekirdağ Çerkezköylü Tayip ile. Makinalar, traktörleri ve işçileriyle Salihli ovasında Haziran’da Samana başlayıp, Temmuzdan Eylüle kadar Trakya’da devam edermiş. Belli, saman işini iyi biliyor. Müşterinin küçüğü büyüğü ayrılmaz yeter ki doğruluk olsun dedi. Çiftliğe gittik, saman indirmesi bitmiş, paralarını ödeyip yolcu ettim.
Mesut ile tanışınca, kader de ağlarını örmeye başlamıştı herhalde. Tayip benden iki yaş küçük ama ondan öğrenecek çok şeyim olacak hayvancılığa devam edersem.

Tarlalardaki saman sezonu bitti Eylül ayı geldi. Bizim hayvanlarımız da güzel gelişiyor. Yeni başlamamıza rağmen bakımlarını, vitamin ve parazit iğnelerini yapmayı öğrenmeye başladım.
Turgutlulu süt üreticilerinden Kavalalı Çetin abiyi getirdi kasap Ahmet Ekim ayında. Yazın saman alamamış samansız kalmış, bir kamyon saman istiyor.! Tamam hemen arayalım Tayip’i dedim.
– Alo Tayip aga ben Turgutlu’dan Mehmet, bize bir kamyon saman lazım, gönderir misin?
– Çerkez’den depodan gönderirim Mehmet.

Fiyatını anlaştık, Trakya’dan ilk saman kamyonu Ekim ayında yola çıktı. Kamyon gelince Ahmet de geldi hep beraber Çetin abinin çiftliğine gittik. İşçiler samanı indirirken civardaki hayvancılardan duyanlar geldi. Trakya samanının rengi koyu sarı, buğdayların boyu uzun olduğu için çok yapraklı ve yumuşacık olur, hayvan yemsiz yer demişti Tayip. Samanın rengini beğenmeyenler oldu. Saman mis gibi kokuyor, beğenmeyenlere dedim ki bakın şimdi;
– Patlayan paketlerin samanlarını kucak kucak attım hayvanların yemliklerine. Yemsiz kuru samanı öyle iştahla yiyor ki hayvanlar.
Çok güzelmiş Turgutlu’ya böyle saman gelmiyordu.
Pamuk helva gibi hayvanlar yemsiz yiyor.
Hangi kamyoncu getirdi bu samanı Çetin?
– Ne kamyoncusu ya, hepsi şeytan, Boşnak Mehmet getirdi Tekirdağ’dan.
Benim reklamım yapılmaya başladı!!
– Seneye yada bu kış erken biterse biz de senden alalım samanı Memedaa!
1997 Yılı bitti, taaa 98 sezonuna kadar saman soran olmadı. Ama Mayıs ayında kasap Ahmet’in dükkanında yeni sezon saman programlarını yapmaya başladık.

 Yaz Kendine de Bişeycikler

1998 Yılının saman mevsimini beklerken, bizim çiftlikteki danalar da güzel beslendi, beklediğimiz kilolara ulaştı. Turgutlu’ya yakın olan Pınar Et ile anlaştık, canlı hayvanları teslim tarihini belirledik. Teslim gününün gece yarısında çiftliğe iki kamyon geldi. Bizim çoban, komşu çiftliğin çobanı ve kasap Ahmet hep beraber 24 tane danayı iki kamyona yüklediler. Onlar önde ben arkada çıktık İzmir’e doğru E 96 karayoluna, 45 km yolumuz var. Ben sanıyorum ki; bakkaldan iki kilo şeker, üç ekmek almak gibi kolay danaları teslim etmek.
Hiçbir arkadaş ya da Pınar Et’ten kimse söylemedi İlçe Tarım Müdürlüğünden, nakil ve “menşe şahadetnamesi” almam gerekli diye.
Gece saat 04.30, yarı yolda trafikler durdurdu!!
– Kim bunların sahibi ?
– Benim.
– Sen kimsin?
– Mehmet Sönmez.
– İyi, ver bakalım hayvanların belgesini Mehmet bey!!
– Belge yok kimliğimi vereyim!
– Ayy ne güzel belgesiz nakliye, çaldınız mı yoksa bunları!?
– Memur bey söyledikleriniz hiç hoş değil, hırsıza benzer halimiz mi var?

Şoförün biri benim hanımın dayısı oluyor. İzmir emniyet müdürü bunlardan kurbanlık almış geçen bayram, işiniz olursa beni arayın demiş. Dayı; şimdi emniyet müdürünü arıyorum deyince, polis de dalga geçerek; ara ara vali Kutlu Aktaş da benim dayım oluyor dedi. İşler karışıyor, tam bu sırada diğer şoför polis arabasına 50 lira attı mı!!
Kaptım parayı şoföre geri verdim ve bağırdım kızdım. Polis de;
-Vay polise rüşvet ha? Şimdi jandarmayı çağırayım derdinizi ona anlatırsınız!
Benim canım iyice sıkıldı, belge yok haksız ve hatalıyım. Polise döndüm, kim olduğumu şimdi ispatlıyacağım deyip telefonumu çıkardım, rehberden numarayı arıyorum.
– Kimi arıyorsun?
– Karşıyaka belediye başkanını tanıyor musun? Onların yol üstünde sağdaki makina fabrikasını biliyor musun? Onun ortağı halaoğlum ….. …..kı arıyorum.!
– Bırak arama, hadi gidin yolunuza, belgeniz olmadan yola çıkmayın bir daha dedi ve saldı bizi.

Bir saatimiz burada gitti. Güneş doğmadan Pınar Ete girdik malı teslim ettim. Kesim sıramıza kadar bekledim. Kesimleri ve etlerin ayrılmasını izledim. Öğleden sonra hesap gördük banka ödeme belgemi aldım Turgutlu’ya döndüm ama çok maceralı bir gün yaşadım, kulağıma da küpe oldu. Birkaç gün sonra halaoğlum ortak Muharrem Baysak Denizli’den geldi hesap gördük, helalleşerek el sıkıştık. Karşılıklı iyi niyet ve güvenimiz tamdır. Ama hayvancılığa ben yalnız devam ettim iki yıl daha.

Nihayet saman mevsimi Haziran geldi, Tayip ile haberleşiyoruz. Salihli ovası, Poyrazdamları, Adala, Gölmarmara Bintepeler ovalarında saman bağlamaya başladılar. Kendime, amcaoğlu ve birkaç arkadaşa saman aldık. İzmir’in kırmızı et ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan Boşnak Halilbeyli köyü İzmir’e bağlı ama Turgutlu’ya 14 km mesafede. Oradaki akrabalarım da bu yıl saman isteyince oraya da üç beş kamyon verdim.

Tayip’i arayıp dedim ki; sen saman satıyorsun, bunlar saman alıyor. Motosikletimin benzini, telefon paraları benim cepten gidiyor, nasıl olacak bu iş?
– Abe sen bunlardan para almaz mısın?
– Yoo, akraba arkadaş hepsi.
– Meemet ticaretin akrabası olmaz, 5 yerine 3 alırsın ama alırsın biraz.
– Eh bundan sonra almaya, çalışayım bari.
Bu konuşmaları amcaoğluma anlattım o da şaştı bu işe.!
– Olmaz abi boşa kürek çekilmez, bal tutan parmağını yalarmış, YAZACAKSIN KENDİNE BİŞEYCİKLER.
Ama bu arada hayvancılar arasında benim adım geçiyor, güzel samanlar getirdiğim konuşuluyormuş. 8-9 Kamyon samandan para kazanmadım ama reklamım oldu. “Boşnak Mehmet Sönmez bir Trakyalı bulmuş çok güzel samanlar getiriyor, 30 kiloluk paketler taş gibi.”

Salihli’de saman sezonunu bitirdik. Temmuzda Tayip Trakya’ya döndü. O yıllarda Turgutlu ovasında pamuk ve Tukaş salça fabrikasına çok fazla domates etkiliyordu. Üzüm bağları ve meyvecilik çoktu. Arpa buğday ekimi az olunca saman da yoktu. Az da olsa ekilen tarlalardaki buğdayın saplarını saman yaptıranlar tarlada satıyor. Samanı alanlar kendisi taşıyordu saman paketlerini çiftliğine.

Makineciler paket hesabı bağladığı için çok paket çıksın diye, makinanın ayarını gevşetiyor, paketler hafif oluyor. Hem makinası yorulmuyor hem çok kazanıyor! Yani herkes kazanırken samanı alan hayvancı zarar çektiğini anlamıyordu.
Fakat Trakyalı samancılar paketleri büyük ve ağır bağlıyor, tane değil kilo hesabı satıyorlar. Uşak ve Afyonlu samancılar 17-18 kiloluk balya yaparken ben 28-30 kiloluk balyalar getiriyorum ve kilo ile satıyordum. Aradaki farkı görmeye başladılar, herkes kalite ve düşük maliyet peşinde. Hizmet de ayaklarına kadar gidince samancı Mehmet’in adı dilden dile, çiftlikten çiftliğe duyulmaya başladı. Gerçekten hayvan besleyenlere faydam oluyordu.
25 Yıl önce bu bölgelerde saman sezonu bitince, kış günlerinde saman ihtiyacı olan hayvancılar, benim aldığım ilk saman gibi rastgele kamyonculardan ince patoz samanı alırlarmış.

Benden saman isteyenlere hemen cevap vermiyorum. Önce adam sağlam mı diye araştırıyorum. Tayip’den fiyat alıp işçiliği ve kendi hakkımı ekleyip cevap veriyordum. Ticaret öğreniyordum 44 yaşımdan sonra!
Konya ovasını ülkemizin tahıl ambarı diye okumuştuk ama esas ambar Trakya’mış.
1998 Yılında ve 99 kış aylarında epey saman sattım. Hem çevrem genişliyor hem “bişeycikler” kazandım. 1999 Saman sezonu başlarken ilk defterimi aldım, saman siparişlerini yazmaya başladım. Dükkan falan yok, turist yani seyyar çalışıyorum. Hey gidi Pınarhisar’lı Mesut kulakların çınlasın. Tayip diyor ki; samanımıza laf söyletme, beğenmeyen olursa ısrar etme, çaya dök ben sana yenisini yollarım.

Benden saman alan memnun oluyor, arkadaşına tavsiye ediyor, arkadaşı da iki kişi gönderiyor. Durgun suya atılan taştan oluşan dalgaların genişlemesi gibi benim çevremdeki müşteriler çoğalıyor. Yaşım çoğundan büyük ya da akran sayılırız. Hepsi abi diyorlar. Benden büyük olan oto elektrikçisi Cengiz abinin çiftliği genişti, 7 kiracısı vardı yanında hayvancılık yapan. Cengiz abi adımı söylemez sadece “samancı” derdi, Allah rahmet eylesin. Dolu kamyon ile çiftliğe girince hepsine paylaştırıp kamyonu bitiriyordum orada.
Portakal renginde 1976 model binek Reno taksimizin üzerine bagaj koydum, iki paket Trakya samanı bağladım. Her yere öyle gidiyorum, çarşıya, ovaya, köylere, ailemle gezmeye giderken bile saman paketleri arabamın üstünde. Samancı Mehmet olacağız ya!

Malkaralı Erol ile…

1999 Yılı Eylül ayında Tayip kızını evlendirirken bizi de düğüne çağırdı. Hanımla konuştuk gidelim dedik, program yaptık. Otobüsle gideceğiz, bütçe kısıtlı. Kapıkarşı komşumuz sarraf Furkan’dan bilezik aldık, veresiye!!
Tekirdağ Çerkezköy ilçesi Veliköy’de düğün, 650 km. Bir gün önceden otobüs ile gittik, çevre yolu yapılmamış otobüsler Veliköy’ün içinden geçiyormuş. Güneş doğmadan otobüsten indik, sabah namazından çıkan iki kişiye görev vermiş Tayip bizi bekliyordu. Evi de hemen yakında ana yol üstündeydi. Çok güzel karşılandık, ince bir kahvaltı verdiler ve sakin bir odaya yatırdılar bizi, yol yorgunluğumuz geçsin diye. İki saat uyumak çok iyi geldi.


Bulgaristan göçmeni ailelerin, düğün ve yemek kültürleri çok güzeldi. İnsanlar çok rahat ve samimi, kasılmak yok. Hayatımda en güzel koyun etli “keşkek” orada yemiştik. İki gün iki gece kaldık. Düğün için otobüsle 650 km yol gidiliyorsa, bu dosta, dostluğa verilen değerdir. (17 yılımızı önlerine serdiklerimiz, her şeyimizi gasp eden, aynı şehirde olmamıza, davetiyeyi eline vermemize rağmen oğlumuzun düğününe gelmeyen insan, arkadaş olsa ne olur, kardeş olsa ne olur!)

Seneler geçiyor, 99 da bitti 2000 yılı saman sezonu başlarken, o zamanın modası milenyumda Turgutlu’nun Samancı Mehmet’i vardı artık. Beni arayanlara buluşma yerimiz Turgutlu Lisesinin alt köşesinde İstekli kasap Ahmet’in dükkanı ve onun bir sokak altındaki Avcılar lokaliydi. En büyük hayvan çiftliklerinin sahipleri müşterim ve arkadaşım oldu. O insanlardan bazıları da birer öykü ile anlatılacak kadar değerlidir benim hayatımda.
Tabiki bu insanların içinde kurnazlar da olacaktır. Örneğin; çiftliğe saman indirilirken nakliyeci ile fiskos yaparlar, Mehmet’i aradan çıkaralım samanı sen getir.! Ya da aynı şeyi nakliyeci de yapar; sen beni ara sana saman bulurum, Mehmet’in kârı senin cebinde kalır!!
Herkesin nasibi yazılıdır, bu işin kış günleri de var.
Tayip’e de ulaşanlar oluyormuş, aldıkları cevaptan utanıyorlar mıydı bilmem.
Turgutlu’da benim bayim Mehmet Sönmez varken başkasına saman göndermem.
Ticaret ahlakı budur.

2000 yılında işlerim hızlandı, ama herkes bir kamyon (12 ton) saman alamıyor ki, 2,3,5 ton saman isteyenleri de geri çevirmek istemiyorum. Kamyonetim yok dağıtmak için! Saman indirecek depom da yok, malı vermem lazım.
Parçalı müşterileri liste yapıyorum, Turgutlu yakınındaki boş alana büyük çullar serip gelen kamyon oraya yanaşıyor. Kiralık kamyonet tutuyorum, önce az saman isteyenlere işçilerle beraber dağıtıyoruz. Kalan yarım kamyonu da tek çiftliğe indiriyoruz. Bir günde dört beş kişiye mal vermiş oluyorum. O zamanlar sağlıklı ve kuvvetliyim, para da kazanınca çalışmak zevk veriyor. (Bu arada isteğe bağlı sigortamı da ödüyorum, 2001 Eylül ayında emekli olacağım. En düşük aylık prim 16 milyon, ben 34 milyon yatırıyordum eski parayla.)

Parça satışların ödemeleri peşin olur, paralar cepte. Akşam eve giderken hanımın ya da çocukların istekleri varsa onları alırım, yoksa akşam yemekten önce üçüne de günün kazancından harçlık veririm. Evimiz kendimizin ve büyük sayılırdı, 4+1, iki banyo, üç wc vardı. Doğalgaz yok, kış günü odada soba, mutfakta kuzine yanıyor, sıcacık yuvamız, şimdi uzmanların; “evin içi yemek kokacak” dediği gibiydi evimiz.
Artık bir eksiğim kaldı. İş görüşmelerine gittiğim zaman, dükkanın nerede sorusuna üzülüyordum. Yok da diyemiyorum. Hık mık, az kaldı yakında açıyorum, uygun yer arıyorum falan. Demek ki artık dükkan açmam şart oldu. Kış günleri de ufak ufak inşaat işlerine devam ediyorum yoksa kışın para yetmiyor.

Bereketli geçen birkaç sezondan sonra dükkan arayışına başladım. Müracaat Tayip’e;
– Tayip aga ben dükkan açacağım ama kışlık mal alacak param yok.
– Meemet sen dükkanını emen aç, ayrıca bir de depo tut, malı iiiç düşünme. Ben deponu doldururum sen sadece nakliyeleri öde. Samanı sattıkça bana parasını gönderirsin, em kışın da elinde malın olur.
Trakya şivesiyle ne güzel söylüyor. Kim kime böyle yardımcı olur, seviyorum seni Tayip aga.
Bir ara saman işini yavaşlattı ama, Trakyalı başka samancılarla tanıştırdı beni, bana kefil oldu.
Yarın dükkan hazırlığı, Samancılardan yeni dostlar; Tekirdağ’dan Osman Ayten, Malkara’dan Erol Açmaz, Lüleburgazlı Neco, Muratlı’dan sünnetçi Süleyman, Polatlı’dan Cengiz abi.

Sonunda Dükkanımı Açıyorum

Oğlumuz Tuğrul ilkokula başlayınca plan yapmıştık, 2000 yılında 10 yaşındayken sünnet düğünü yapacağız diye. İşte o günler geldi.
2000 Yılı 1 Ekim gününde istediğimiz salon olmadı!
8 Ekim tarihinde aşçımız olmadı!
15 Ekim Pazar günü ikisi de olunca kaparolarını verdim işi bağladım. Bu 15 Ekim’de bir şey vardı da ne? Saman, inşaat, düğün hazırlığı, telaş devam ediyor, 15 Ekimde ne vardı!?
Birkaç gün sonra akşam yemeğinde sohbet ederken; buldum buldum dedim!
Kızım Betül, baba ne buldun? Arşimet gibi hopluyorsun, dedi!!
15 Ekim 1990 Tuğrul’un doğum günü.
15 Ekim 2000 sünnet düğünü olacak, doğum gününe denk gelmesi ne güzel rastlantı oldu, dedim.
Bu yaz için saman siparişlerinin listesini yazmaya başladım. Portakal renkli binek Reno’yu sattım, mavi steyşın Reno aldım. Bagajı ve samanları da bağladım üzerine.

İşimi seviyorum, herkesle iyi geçiniyorum. İşe erken başlanacaksa işçilerimle sabah çorbacıya gidiyoruz. İşbaşı yapınca, samanı getiren nakliyeci isterse onu da lokantaya götürüyorum. İki üç kamyon olupta iş uzarsa, öğle yemeği için, herkese bütün köfte-ekmek yaptırıyorum çarşıda. Yanında ayran, kola, karpuz ne olursa. Ben kazanıyorsam bir kısmını bölüşmem gerekir. Ama bazı işçilerden bunu beğenmeyenler de oluyor, ekmek içindeki köfteyi az buluyorlar, sanki evlerinde hergün köfte yiyor!! Ne yapalım insanoğlu.
Tayip bu yaz, Tekirdağlı samancı Osman ile tanıştırdı beni. Osman’ın iki tane kamyonu var, iki kamyon da kiraya tutuyor dört kamyon birden geliyorlar. Ticareti de güzel Osman’ın.
Tarladan saman mevsimi bitti, inşaat işlerini de yavaşlattım, düğün hazırlığı devam ediyor. Ahtım vardı, Aydın’dan efe gurubu getireceğim düğüne.

On gün önceden Tuğrul ile Aydın’da arkadaşımın yanına gittik. Kuvayı Milliye Gaziler Derneği efeleri ile tanıştık. Güzel karşıladılar ilgilendiler. Oğlumla yaşıt, zeybek oyunlarını bilen çocuğunu getirdi bir arkadaş. İki saat oyun gösterdiler, düğün günü için Efe elbisesi de ayarladılar Tuğrul’a. Düğün gününde buluşmak üzere anlaştık vedalaştık, küçük zeybek de gelecek ekiple beraber.
Davetiyelerin hepsini kendimiz dağıttık, tek tek görüşerek teslim ettik. Hiç kimseye; şunu falanca kişiye ver diye emanet etmedik. İki kişi hariç herkes geldi. Gelenlerin hepsine tekrar teşekkür ediyorum.

Saman ağası Tayip de hanımıyla beraber taaa Çerkezköy’den geldi, oğlumuza sarı lira altın hediye verdi. Davetiye vermeyi unuttuğum hayvancı dostlarımdan duyanlar kendiliğinden geldiler.
O zamanlar birazcık siyasi çevrem vardı, halaoğlum da ilçe başkanıydı. Manisa’nın iki milletvekili, il başkanı, Turgutlu belediye başkanı katıldılar davetimize. Aydın efeleri yıktılar ortalığı, tarih yazdılar evimizin önünde.
Harmanın yelle, düğünün elle olduğunu Samancının düğününde gösterdi dostlarım.

2001 Eylül ayında SSK’ya emeklilik dilekçemi verdim, artık prim ödemekten de kurtuldum.
2001, 2002 yılları da çok bereketli geçti. Bu yıllarda Malkara’nın Yörük köyünden Samancı Erol Açmaz ile de tanıştırdı Tayip. Erol çok temiz, saf, çalışkan, tam bir Trakya insanı. Çok saman gönderdi bana.
2003 Yılı dükkan arama telaşı ile başladı. Benim işime uygun çok güzel dükkan buldum. Tukaş salça fabrikasına giden çift yönlü KERVAN YOLU’nda. Pazartesi pazarı da bu yol üstünde, herkes dükkanımın önünden geçecek.

Samancı dükkanına güzel bir açılış yakışır diyerek davetiyeleri bastırdım. 13 Ağustos cuma günü öğleden sonra davetliler gelmeye başladı. Dükkanımı; yem, kepek, un, kuş ve tavuk yemleri, paket saman, toz saman ve mis gibi kokan yemyeşil yonca ile doldurmuştum. Birçok hayvancı arkadaş ve müşterilerim, belediye başkanı, amcam, abim, eşim Güler ve arkadasları katıldılar. Karşımızdaki Demirci Camisinin hocası geldi, dedim ki; dükkanımla beraber hayvancı dostlarıma da dua yapalım çünkü ben onlarla varım. Bir iki cümle ile ben de gelenlere teşekkür ederek hep beraber kurdeleyi kestik. Pasta, kurabiye, çeşitli soğuk içecekler ikramını yaptı hanımlar.
Açılışlarda adettir, misafirler birşeyler alırlar.
İlk önce kıyı komşum hayvancı celep rahmetli Aslan abi, o zamanın parasıyla 3 milyar bir deste parayı dükkan girişine attı;
– Hayırlı işler samancı Mehmet, şeftesi benden olsun, bana bu para kadar saman ve mısır silajı getir dedi.
O anı unutamıyorum.
Şirvanlardan Mehmet bir kamyon saman kaporası verdi vs.
Artık vergi kayıtlı işyerim vardı, firma adı da;

SAMANCI MEHMET SÖNMEZ.

Turgutlu’da ilk ve tek, yerleşik düzen 24 saat saman-yonca hizmeti verecek dükkan. Samanda güvenli isim. Benim işçilerimden ikisinin kardeşi Siirtli Cemil de yanımda çalışacak, dürüst ve becerikli genç insan.
Aynı yılın sonunda taksiyi sattım çift kabinli BMC kamyonet aldım, mavi 1992 model kara direksiyon, pazu yapan cinsten! Hem iş arabası hem taksi niyetine. Birkaç ton saman isteyenleri artık bekletmek yok, aynı gün hizmet var.
2003, 2004 Yılları güzel geçti. 2005 Yılı Haziran ayında saman sanki biraz kıt olacak havası esiyordu. Bayiliğini yaptığım Gözde Un fabrikasının pazarlama elemanı Gökhan bey Kemalpaşa’dan telefon etti ve beni Sinan Kırkpınar ile tanıştırdı. Bir gün sonra Sinan Bey’in yanına gittim. O da dükkanında Gözde Un satıyor ve hayvancılık da yapıyorlarmış. Dört kardeşin yan yana çiftlikleri varmış, 12 kamyon saman istiyor.

Erzurumlu olan Sinan abi iyi insana benziyor, çabuk anlaştık. Üç gün sonra çiftliklerine saman indirmeye başladım.
Trakya samanı biraz esmer ama yapraklı ve yumuşak, çok beğendiler
Biz çalışırken yanımıza lüks bir jip geldi, selam verdi, Mehmet abi kim diye sordu.
– Benim Mehmet buyrun.
– Ben Murat Aslan, Sinan abinin akrabasıyım, hemen arka tarafta benim de çiftliğim var, samanın kilosunu kaça verirsin?
– Sinan abi ile aynı fiyat olur, işçilik bana ait kilo 210 tl. (21 kuruş)
– Tamam, 15 kamyon lazım, ne zaman başlarsın kaç günde bitirirsin?
– Burada çalışıyorum ama üç gün sonra başlasam 10 günde bitiririm. Turgutlu’da da mal döktüğüm çiftlikler var.
Murat, Erzurumlu babayiğit bir genç. Beraber gidip çiftliğini ve yollarını baktık. Yol dar ve virajlı tır girmez, sadece zor da olsa kamyon geçer.
Tayip’i aradım, saman sevkiyatını çoğaltalım ama kamyon olsun dedim. Muratlı’dan Süleyman’ın telefon numarasını verdi. Süleyman sağlık memuru, sünnetçi ama saman işi de yapıyormuş. Bütün köylere gittiği için çok insan tanıyor. Çalışkan, girgin biraz da telaşlı. Yaşı benden büyük. Ondan da saman almaya başladım, onun mallarından iyi paralar kazandım. Biz malı satarken değil, alırken kazanırdık.
Murat’ın çiftliğine giderken çok tehlikeler yaşadık. Ağaç dalları ve çatılar var, yüklü kamyonları geçirinceye kadar çektiğim zorluklar, elektrik telleri tehlikesi, kırılan ağaç dallarından dolayı sahiplerinin tepkisi! Eee samancı Mehmet olmak kolay mı, çözeceksin sorunları. Para kazanmak kolay mı? (Ama bir kamyondan kazandığımın dörtte biriyle bir çeyrek altın alıp kenarıya birikim yapıyordum. Şu anda bir tır samanın bütün kârı ile bir çeyrek alınmaz!) Tam da o günlerde Tayip saman işini yavaşlattı ama biriyle daha tanıştırdı. Lüleburgaz Ahmetbey’den Neco. Onu da aradım, kamyon ve saman kendininmiş, kendi malını getiriyor.

Beş yerden saman geliyor; Tayip, Osman, Erol Süleyman, Neco.
Geceden gelen kamyonlar Turgutlu’da Aydın Çıkıkçı benzinliğinde kantara girmek için bekliyorlar. Sabahları erkenden kantardan çıkan 4-5 kamyon tren vagonu gibi sıralanıyor İzmir asfaltına. Bazen tanıdıklar sesleniyor; bravo samancı kolay gelsin. Benim de hoşuma gidiyordu doğrusu.
Ama bu kamyonlar daracık yollardan nasıl geçecek, Murat’ın çiftliğine nasıl gireceğiz! Murat ile Fersan Sirke fabrikası önünde buluşuyoruz, işçilerin de yardımıyla brandalar toplanıyor, yaksa hepsi yırtılır. Murat kılavuz ve koruyucumuz oluyor dar yollardan geçerken. Daha önceleri geçen başka kamyoncular çok zarar verdiği için, bizim sıra sıra yüklü kamyonları gören yol kenarlarındaki ev ve çiftlik sahipleri önümüze çıkıyor kavgaya. Elinde kürek, sopa, dirgen, hatta balta bile var yahu, sanki Yunan geliyor!! Kamyoncularla da takışıyoruz, hepsi kaymak gibi yol istiyorlar. Çiftlikler şehir içinde mi olacak, malı tarladan sararken ovaya, çiftliğe geleceğini bilmiyor mu sanki.
Terbiye, iş mesuliyeti, bir adım sonrasını düşünebilme, biraz da tahsil yapmış olmanın faydasıyla bütün zorlukları yenmeyi başarıyorduk. İnsanlara uysak her an kavga kaçınılmaz.
Sinan abi ve Murat ile uzun yıllar çalıştık, hâlâ iyi arkadaşız.
Yazımız sürüyor.  Aksaray’dan yoncacı Mehmet ve Aydemir, Polatlı’dan Ziraat Müh. Samancı Cengiz abi  de son bölüme kaldı.

2007’den  2015’e

Dükkanımı açtıktan sonra işlerimde çok güzel gelişmeler başladı. Günlük perakende satışlardan sıcak para birikiyor. Her gün para gelmesi çok güzeldi. Yeni müşteriler ile dükkanımda buluşmak da müşteriye güven veriyordu. Sipariş almalar, para tahsilatları çoğu dükkanımda oluyor, misafirlerimi de ağırlıyordum.
2007 Saman sezonu başlarken Tayip Salihli’de çalışmayı bıraktı. Çevre ilçelerde, hatta Bandırma’da bile iş yapmaya başladım. Kemalpaşa, Torbalı, Seferihisar, Urla, Alaçatı, Kula’da müşterilerim oldu. Para kazanmaya başlayınca kamyoneti değiştirdim. 2007 Model çift kabin sıfır BMC aldım. Tayip sık sık bu bölgeye geliyordu, Çiğli havaalanı arazilerindeki otların ihalesi ve bu bölgeye verdiği saman paraları tahsilatı için. Bir defasında Malkaralı Erol da geldi. Erol benim çalışma düzenimi çok beğenmişti. Hâlâ görüşüyoruz Erol ile.
Birkaç yıl önce Erol aradı; Meemed abi sen unuttun bizi artıkın hiiç aramaz oldun demişti. 2021 Nisan ayında Çerkezköy’de oğlumuzdan dönerken uğradık Malkaralı Erol’un Yörük köyüne, hanay gibi evlerinin bahçesinde çağla ağacının altında çok güzel karşıladılar bizi. En doğalından keçi peyniri, inek sütü, çay, kızartma ikram ettiler, yolluk verdiler. Biz de arabamızdaki lavanta ürünlerinden verdik.
Konya Sarayönü ilçesindeki kasap Ziya’dan, bana saman getiren kamyoncu Rahmi, Polatlılı Samancı Cengiz’in telefon numarasını verdi. Cengiz beyi aradım, numarayı Rahmi’nin verdiğini söyledim tanıştık. Turgutlu’da saman dükkanım var dedim. Cengiz bey ziraat mühendisi, Polatlı ve civarındaki arazilerde saman bağlayıp satıyormuş. Cengiz beyle çabuk anlaştık, çok kibar, telefonu kapatırken her defasında hürmetler diyor. 2007 Sezonunda çalışmaya başladık. Nisan Mayıs aylarında makinalarıyla İzmir’in Torbalı ilçesine gelir buradaki çiftçilerin yonca, yulaf, fiğ otlarını paket hesabı bağlar, iyi de para kazanırdı. Turgutlu’dan geçerken mutlaka beni arar, onu karşılardım. Bazen evimizde, bazen çarşıda ikramda bulunur soluklamasına yardımcı olurdum, hem de saman sezonu için program yapardık.
2014 Yılında oğlum Tuğrul’un askerliği Polatlı Topçu Kışlası Yedek Subay okuluna çıktı. Cengiz abi de bizimle geldi kışlaya. Bir ay sonra yemin töreni ve kura çekme programına da geldi Cengiz abi. Törenden sonra üçümüzü evlerinde bir gün misafir ettiler. Tatar börekleri, etli Tatar yemekleri ile harika sofralar hazırladı hanımı.
Dükkanımda yonca satmaya başlayınca yonca istekleri çoğaldı. Nazilli ve Salihli’den aldığım yoncalar yetmez oldu. Çaresi nedir? Çerkezköylü Tayip’e müracaat.
– Tayip aga bana yonca lazım ama çok olacak.
– Tamam Memet emen iki numara vereyim ara onları, selamımı da söyle, Aksaray’dan Aydemir ve Mehmet.
Aydemir’i aradım önce, tanıştık, Mehmet ile ortak çalışıyorlarmış. Tayip aramış onu, benim için iyi şeyler söylemiş.
Sözünde duran, aldığı malın parasını söz verdiği zamanda ödeyenler itibarlı olurlar. Dükkanımda herkesin göreceği yere radyodan duyduğum yazıyı astım.
“Söz kantardır
İnsanı tartar,
Sözünde duranın
İtibarı artar”
İlk yıl Aydemir ile az çalıştık, 4-5 kamyon mal geldi, Aksaray’ın yonca ve çayırotlarını tanıtmış oldum. İkinci yıl Aksaray’dan yonca ve ot mevsimine hızlı başladık. O zamanlarda Turgutlu’nun en modern ve büyük, bilgisayarlı süt çiftliği Bülent beye aitti ve 1998 yılından beri saman veriyordum onlara. Karşılıklı güvenimiz tam, herkesten 10 kazansam onlardan 5 kazanıyordum. Her yıl 30 kamyon yonca, 15 kamyon saman alıyorlardı. Kamyonların hepsi “çiftçi üretici belgesiyle” geliyordu. Bülent bey de hayatımda iz bırakanlardan, kendisinden izin alarak onu da yazacağım.
Yonca sezonu devam ederken Aksaray programı yaptım. Kamyoneti yeğenime bırakıp onun taksisini aldım gece yarısı hanımla çıktık yola. Kuşluk vakti Yoncacı Mehmet ile Yenikent’te buluştuk. Çay sohbet kahvaltı derken biraz dinlendik.
Hadi sizi yonca tarlasını gezdireyim dedi. Yoncasını aldığı birçok tarladan geçtik.

Çiftçiler yoncayı sulayıp büyütüyor, biçiyor Mehmet’e teslim ediyor. Kurutmak, balya bağlamak, yükleyip sevk etmek Mehmet’e ait, bu işi yamanlara orada “mutayit” diyorlar. 2 Bin dönümlük tek tarlayı gezdik. Bir taraf sulanıyor, bir taraf biçiliyor, bir tarafta tır ve kamyonlar yükleniyor, her taraf buram buram yonca kokuyor. Mehmet çok genç girişimci, makinalara önem veriyordu. Bizler burnumuzun dibinde İzmir Tarım Fuarından haberimiz olmazken onlar taaa Aksaray’dan tarım makinaları fuarına geliyorlardı.
Ben uzun yıllar bu işe devam etmeyi düşünmediğim için yenilikleri takip etmedim. Zaten ekonomi de kısa, yalnızlık ve yaşlılık da var.
Çayın taşıyla çayın kuşunu avlıyordum. Mal alıp sattığım insanlarla iyi ve doğru ilişkiler sayesinde para kazanıyordum.
2009 Yılında kızım Betül Dokuz Eylül üniversitesi iki yıllık Buca Muhasebe bölümünü bitirdi. Aynı zamanda Manisa’da gece okulu Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesine devam ediyor. Oğlumuz Tuğrul İTÜ Makinayı kazandı ilk tercihinde.
Çok çalışmam lazım çoook.! Turgutlu’da Bülent Gürel, Bandırma’da Ahmet bey çok mal aldılar. Ahmet bey İstanbul’da İngiltere kökenli bir bankanın genel müdür yardımcısı. Çok büyük ve modern çiftliği var Bandırma’da. Bülent bey tanıştırdı, her ikisinin de iyiliklerini gördüm.
2011 Yılında hayvancılık ve yem sektöründe büyük kriz başladı. Bir yıl önce dağıtılan “ballı hayvancılık kredilerini” mesleği işi hayvancılık olanlar dışındaki kurnazlar almıştı. Süt para etmiyor, yemler pahalı, işi bilmeyen çiftliklerde hayvanlar açlıktan ölüyordu, parasını alamayan çobanlar çiftlikleri başıboş bıraktılar. Hamile süt inekleri bile mezbahaya kesime gitti. Günümüzdeki kırmızı et krizi teee o günlerden geliyor. Çünkü ineklerin, gebe hayvanların kesilmesi fabrikanın kapanması demekti. İşte o kriz günlerinde ben de çok etkilendim. Saman yerlerde sürünüyor yüzüne bakan yok.
Sabah dükkanımı açıyorum, akşama kadar 25 kuruşluk satış yapmadan dükkan kapattığım günler oldu. Kimselere belli etmemeye çalıştım ama çok sıkıntılar çektik ailece. Bazı haset insanlar bıyık altından gülüyor; çok kazandıklarınızdan idare edin diyorlardı.
İki çocuk üniversitede okuyor, biri İstanbul’da. Dükkan depo kirası, dükkanın masrafı, evin idaresi, tam iki yıl sürdü kriz. “Sen bir garip çingenesin, neyine gerek gümüş zurna” hesabı; Güney köyünde aldığımız bir dönüm araziye dağ evi yapmaya başlamıştık, o da yarım duruyor. Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmazmış, gün ola harman ola!
Bu günlerde önceden ektiğimizi biçmeye başladım. Dükkanım ve depom hiç samansız kalmadı. Lüleburgazlı Neco kendi arabasıyla saman getirdi, satınca gönder parasını dedi. Tayip ile Osman mal gönderdi sadece nakliyeleri ödedim. Bazen sattıklarımın parasını da göndermedim, yaz sezonunda hesaplaştık.
2013 Yılı yaz mevsiminde filim değişti. Hatırlarsınız meclis kürsüsüne çıktı saman. Allah’ın samanı işte! Altın oldu yanlış tarım politikaları yüzünden. Bir yıl önce 20 kuruşa satamadığımız saman 1 lira on kuruş oldu iyi mi!? Bizim sıkıntı çektiğimiz günlerde; kazandıklarınıza tutun diyenler, şimdi de; iyisiniz zengin oldunuz demeye başladılar.
Saman fiyatının böyle yükseleceğini tahmin etmiştik, ona göre önlem aldık, bankadan kredi çektim bir miktar.
Bu dengesiz saman pahallılığında çok şeyler yaşadık, ismini değiştirerek bir olay anlatayım. Paket saman sezonu 32 kuruştan açıldı, zaten biz 27 kuruş alıyoruz, işçilik, masraf ve kârımızı da ekleyince 32 kuruş oluyor.
Biraz havalı olan müşterim Malik geldi fiyat sormaya, kapıdan soruyor! Saman fiyatı nasıl?
– 32 Kuruş.
Çok pahalı dedi gidiyor!
– Malik bu fiyat şimdi geçerli yarına belli değil dedim.
Alaylı alaylı güldü gitti. Bana hergün saman geliyor, satılmayanı depoya indiriyorum. Malik başka yerlere sordu iki gün sonra geldi oturdu. Çay söyledim, çay içerken;
– Tamam bana şimdilik bir kamyon saman getir.
– Hemen göndereyim ama 36 kuruş!
Çayı püskürttü boğulacaktı, bardağı yarım bıraktı gidiyor.
– Malik kızma, al bunu bugün, yarın belli değil!
Gitti vallahi. Arıyor bulsa alacak ama gerçekten en ucuz bende. Biz hergün kamyon kamyon satıyoruz. Bugün parasını peşin verip bir ay sonra saman getir diyenleri bile kabul etmiyorum. İki gün sonra yine geldi Malik, içeri girmiyor, kapıdan konuşuyor yine.
– 35 kuruş olursa hemen vereyim parasını!
– Saman 40 kuruş Malik!
Bu defa da bağıra söylene gitti. Benim aldığım fiyat ve tır nakliyeleri de yükseliyor. Üç gün sonra Malik geldi, gayet sakin, oturdu, çay söyledim. Onun güvendiği yerler 50 kuruş yapmış samanı, o demiyor ama, bana haber geliyor.
– Kaça vereceksin samanı?
– 44 Kuruş Malik.
– Tamam getir bir kamyon!!
– Yolda gelen kamyon var, hazırla yerini paranı yarın sabah indirelim.
Bana güvenmediği için 7,8 günde 12 kuruş fazladan ödedi.

Yanlış tarım politikasından birçok çiftçi arpa buğday ekmedi, saman yetmedi. Bulgaristan’ın elde kalmış çürük samanlarını ithal ettiler. İzmir limanına yanaşan gemilerden saman taşıyorlardı Bayındır’daki depolara. Onları da gördüm kış günlerinde.
Piyasa öyle kötü oldu ki, harardaki ince patos samanı 1,5 liraya çıktı. Buğday 90 kuruş, kepek 80 kuruş! Sahtekarlar hemen devreye giriyor. 40 kiloluk ince saman hararlarına on kilo buğday, kepek karıştırıyor, kafaları hep hainliğe çalışıyor. Fakat bazı hayvancılar da buna müstehak oluyorlar!
2014 Yılında Tuğrul İTÜ Makinayı ilk onda, 6. olarak bitirdi. Kızım da işletme fakültesini bitirdi mali müşavirlik sınavlarına giriyor ve Turgutlu’daki Almanlara ait konserve fabrikasında çalışmaya başladı. Benim vücudum ve kalça kemiklerimden kötü sinyallar geliyordu.
Büyük bir ciftliğe üç tır saman ile yanaştık işçilerim çalışırken, çiftlikte misafir vardı İzmir’den işadamı, onunla tanıştık sohbet ederken dedi ki; ne güzel, üç tırcı, dört işçi çalışıyor, sen neler yaptın kendine, kazandı mı bir şeyler?
Kızım iki okul bitirdi, İngilizceyi İngiltere’de öğrendi, mali müşavir olacak, oğlum İTÜ Makinayı yeni bitirdi askere gidecek, bir de dağ evi yapmaya çalışıyoruz.
Tamam anlaşıldı, sen iki daire parasını çocuklarına yatırmışsın, kutlarım, dedi.
Sevindim tabii ki, takdir edilmek güzel şey. Çünkü bütün bunlara sıfırdan başladım sayılır.
Trakya’nın tamamını, Polatlı, Sarayönü, Aksaray Yenikent, Karapınar, Urfa, Torbalı buraları hep iş için gezdik, gezmeyi de seviyorduk hanımla beraber. Bu yerlerde hep açık kapımız var, onlar da biliyorlar Turgutlu’da samancı Mehmet’in kapısı hepsine açık diye.
Hiç kimseye borcum yok ama son zamanlarda benim alacaklarım birkaç kişide battı biraz. Devlete 13 yıl vergi ödedim. Muhasebecim olan yeğenimin ihmalinden; emekli olarak dükkan çalıştırıyorum diye 12 bin lira ceza ödedim. Kemal Kılıçdaroğlu sayesinde sonradan kaldırıldı o kanun. Biz kurban olduk.
2015 Yılı 31 Aralıkta işi ve dükkanı kapattım. Devletle işim sadece emekli maaşım. Belediye Koşukırı Çarşısı sitesinde 6 yıl kaldım. Şimdi bazen oraya zirai ilaç, gübre almaya ya da ziyarete gitsem biri hariç (o birine zaten ben de gitmem) bütün esnaflar, samancı amca hoş geldin deyip iltifat ediyor, ikramda bulunuyorlar. İşçiler, hammallar, hepsinden Allah razı olsun.
Bu yazılarımı belgesel gibi, ameliyatlı yatarken yazıyordum. Recai başkan, Yazı Dükkanı ve siz değerli yazar dostlarla tanışınca, acemice yazılmış yerleri yeniden gözden geçirip burada paylaşıyorum ama daha çok eksiğim olduğunu da biliyorum.
Allah’ın samancısı işte, aranızda geçineceğim, öyle ya öğrenmenin yaşı yok. Dört günden beri sıkılmadan okuduğunuzu umarım.
Hoşçakalın, sağlıklı kalın, sevgiyle kalın.
Mehmet Sönmez
09 Kasım 2022 Gönen.

Mehmet Sönmez’in geleneksel ekşi mayalı ekmek Yapımı hakkındaki yazısını okumak için tıklayınız. 

Mehmet Sönmez
Mehmet Sönmez son yazıları (Hepsini Gör)
3

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Çocukluk Çağımız Daha Güzeldi Sadi Geyik

Anı