Yaşar Kemal’in Kalemi Üzerine Hatice Altunay

Yaşar Kemal ile ilk tanışmam okulumuzun kütüphanesinden aldığım Teneke adlı yapıtıdır. İlkokul yıllarımda bir köy çocuğu olarak kitabı okuduktan sonra epey kafa yormuştum. Ortaokul ve lise yıllarımda yazın öğretmenleri bize yazarımızı tanıtmıştı. Lise yıllarımda İnce Memed  başta olmak üzere tüm yapıtlarına kendimi kaptırmıştım. Yer Demir Gök Bakır’da düğümlenmiştim adeta. Yazın öğretmeni olunca Yaşar Kemal’i anlatmam o kadar büyüleyici olmuştu ki öğrencilerim Yaşar Kemal’i sevmişti. Onun kıvrak ve akıcı dili doğa betimlemelerinde hepimizi hayran bırakıyordu. Toprak çeşitlerini anlatan iyi bir coğrafya öğretmenidir o. Yazarın Çukurova toprağını betimlediği paragraf beni çok etkilemişti ev halkını sorguya çekmiştim bizim toprak nasıldı diye.. Babam kaşlarını çatıp “Git işine bildiğin toprak işte! ”deyip başından savmıştı. Yağlı toprak gözümün önünden akıp gitmişti. Yıllar sonra Çukurova toprağını betimlediği paragrafı okuduğumda Hepsinin belleklerinden bizim toprağımız killi mi yağlı mı diye geçirmiş, ekip biçtikleri topraklarını sorgulamışlardır.

Yaşar Kemal yazın dünyasına şiirle başlayıp hemen her türde kalem oynatan yazarımızdır. Röportaj türündeki yapıtlarını da okumuş biri olarak onun kalemi aramızda sonsuza kadar yaşayacak biliyorum.

     Bugün yazarımızın yaşamını sürdüğü, kalemini konuşturduğu topraklarda olmanın kıvancı içindeyim. En büyük hayalimdi Yaşar Kemal’in izlencesinde nokta olabilmek…

    Yaşar Kemal üzerine çok emek vermiş araştırma yazarlarımız, onun öğretileriyle kendini yetiştirmiş usta yazarlarımızın yanında benim cümlelerim sığ kalır. Onun için bendeki izlerini anlatmak isterim.

Onun anlatımında insan ruhunun derinlikleri öfkede, kaygıda, olağanüstü durumlarda coşkulu, şiir bahçesidir. Yazarın yapıtlarında kişiler genellikle eşkıyalar, ağalar, ırgatlar olarak biçimlenirken diz boyu haksızlıklar bil eyleyici aktarım olmuştur. Ağaların sömürüsü karşısında direnen köylüler, varsıl ile yoksul yaşamları iliklerimize işler.

   Yaşar Kemal ‘i vazgeçilmez yapan ağıtlara, türküleri, tekerleme, atasözü, halk deyişlerine, içimizde yaşayan kahramanlara yer vermesidir. Dilin canlı bir varlık oluşunu yaşatan, onları gün ışığına kuşaklara taşıyan bir yazar oluşu da beni kendisine hayran bırakmıştır. Modernize olalım derken içimizdeki yaşayan sözcükleri silip atmak akıllıca bir tutum değildir. Gelenek ile çağdaş olanı, hayal ile toplumsal gerçekçiliği harmanlamış dün ile bugün arasında kopukluk oluşmamıştır.

   Yazarımız romanlarını üçler dizgesi olarak yazdığı için yazın dünyamızda güçlü nehir romancımız olarak da bilinir. Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Karıncanın İçtiği Su, Tanyeri Horozları teknik bakımından diğer yapıtlarından ayrılan yapıtlarıdır.

    Söz ustası Yaşar Kemal için elbette çok şey söylenecektir. Ben onun Çocuklar İnsandır adlı yapıtında vurguladığı sözü önemsiyorum.

“Çocuklar da en az bizim kadar ciddi adamlardır. Onlarla Çocuk olmayın, onları ciddiye alın!”

Yazarımızın sözlerinden alıp yüreğime astığım sözüyle sunumumu bitirmek isterim.

“İnsan çürümedikçe, şiir çürümez.”

“İnsan evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar.”

    Bizler, insan sevgisinde, doğa sevgisinde yepyeni filizleriz. Onun adını ürettiklerimizle yaşatacağız. Ölümlü insandır, ölümsüz dildir, sanattır diyerek onun kalemini geleceklere aktarmak sözcülüğünde olacağız. Ne mutlu birbirine dokunabilen yüreklere! Selam olsun Ölmez Otuna!

 

                                                                                                            Hatice Altunay

5

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Datça Süslü Kadınlar Turu Haber: Esmeri Alev Ekebaş

Haber

Bir cevap yazın