Yüreğimizi Isıtan Eğitim Neferleri Hilmi Çakır (Hilmi Baba) Gökçe Çiçek

Yüreğimizi Isıtan Eğitim Neferleri Hilmi Çakır (Hilmi Baba) Gökçe Çiçek

Annesinin diktiği siyah karamandola kumaşından önlüğü, beyaz yaka ve kurdelesi, boynuna asılmış küçük heybesiyle mini minnacık kız: “Maşallah yeğenime” sözleriyle ve yanaktan makas alanlara gülümseyerek taşlı yollarda sakınarak yürüyordu. Emmisinin elini sıkı sıkı tutmuş Çopraşık ilkokulunun merdivenini, küçücük adımlarıyla heyecanla çıktı. Kapıda görünen genç, takım elbiseli ve kravatlı adamı görünce heyecanı ve korkusu daha da arttı. Usul usul adımlayarak emmisinin arkasına saklandı. Saygılı şekilde emmiye, “Hoş geldiniz!” diyen güler yüzlü adam,  saklanan kıza, “Aman da aman, kimmiş bu güzel kız!” diyerek, emmisin öne çektiği minik kızın önünde çöktü. Yere eğdiği başını, çenesinden tutup kaldırdı, ürkek bakan gözlere, gülen gözlerle baktı. Ellerini tuttu, adını sordu, giyimini övdü ve cebinden sormuk şekeri çıkarıp verdi. Sevgi gösterisi ve gülen yüz karşısında rahatlayan minik kız, hızla şekeri ağzına attı. “ Senin öğretmenin olacağım, çekinmek yok, tamam mı” diyen öğretmenine başını evet anlamında salladı, ısındı küçücük yüreği sevecen öğretmenine. 1962 yılının Eylül ayında, müdür odasında yapılan kaydından sonra, emmisi saçını okşayıp onu bırakıp gitti.

Mini minnacık kızın, minik elini tutan öğretmen, gürültüsü dışarı taşan sınıfa götürdü. Sınıfa girince; öğrenciler sustular ve merakla kıza baktılar. Minik kızın kalbi dışarı fırlayacakmış gibi atmaya başladı. Üzerine dikilen ela, mavi, yeşil gözler altında ezildi. Öğretmen Şefaatli ilçesinden gelen miniği, öğrencilerine tanıttı.  İçlerinden birinin “Şibii” diye bağırması sınıfı kahkaha boğdu, minik kız herkesin baktığı tarafa yönelince Halil’i gördü. Ona doğru kanatlanıp uçtu, öğretmen arkasından koşup onu Halil’in yanına oturttu…

Halil hem akrabası hem de köydeyken arkadaşıydı.  Onu korur, gezdirir, oyun oynarlardı, adını söyleyemediği için ona “Şibi” derdi. Heybesini kızın boynundan çıkaran Halil, içinden sarı yapraklı defteri, kalemi ve silgiyi aldı. Öğretmen güler yüzüyle kızın yanına gelip,“ İncecik, güzel parmaklar, çizsin bunu” deyip deftere çizgi çizip öbür sıralara gitti. Halil bilmiş tavırlarla şöyle yap, böyle yap derken, çizgi çizemedi. Silmekten yırtılan sayfası için ağlamak üzereyken zil çaldı. Halil ’elinden tuttu, dışarı çıktılar.

Etrafını saran öğrencilere kısa zamanda alıştı ve koşmaca bile oynadılar. Zil çalınca yine derse başladılar. Sınıf çok büyük ve beş sınıf bir arada toplandığı için çok kalabalıktı. Tek öğretmen ise bir sınıfa ders yaparken diğerleri de verilen ödevleri sessizce yapıyorlardı. Ders bitince emmisi gelip Halil’de yanlarında eve götürdü. Eve gelince, neler yaptığını coşkuyla anlatırken, öğretmenini çok sevdiğini söyledi.

Köye geleli bir ay kadar olmuş, defterine çizgileri düzenli çizmeye başlamıştı. Sınıf arkadaşlarıyla kaynaşmış, teneffüste ve beden eğitimi dersinde çeşitli oyunlar öğrenmişti. “Ama öğretmenimiz çocuk gibi, oda bizimle oyun oynuyor” deyince, büyük sınıflardan Salmiye: “Akıllım, Hilmi Çakır öğretmen çok iyi, bizim köylü hem de bizi çok seviyor. Bende okuyacağım, köyüme öğretmen olacağım” demesiyle öğrenciler başlarıyla onayladılar. Fuat abinin “Kızlar ilkokuldan sonra okumaz ki…” dediğini duyan öğretmen yanımıza geldi. “Niye okumasın, yakınlarda ortaokul yok ama ben, son sınıftaki kız ve erkekleri yatılı okul sınavlarına girdireceğim. Kazanırsanız devlet her ihtiyacınızı karşılayacak sizi öğretmen, asker, polis yapacak” dedi. Bunu duyan kız ve erkekler, “Kazanırsak mı?” öğretmen: “Evet” dedi.  Öğrenciler, havalara zıplayarak: “Yaşasın! Kazanacağız, okuyacağız ”diye sevindiler.

Babamı bir ay sonra okulumun bahçesinde görünce, özlemle koştum yanına… Öğretmenle tokalaştılar, babamın çocukluk arkadaşıymış öğretmenim. Müdür odasına girdiler, sohbet ederken ben, ne konuştuklarını anlamasam da dinliyordum. Babam: “okuyamadım, köyde bakkal açtım, geçen yıl iskeleye(Şefaatli) taşındım,  biçerdöver aldım; ekin biçmek için çok köylere ve şehirlere gidiyorum” dedi. “Ama senin baban okutmuş, nerelerde okudun? Dedi. “Biliyorsun bu yörede okul yok, Kırşehir’e gittik ev tuttuk, bir bayan öğretmen lise bitirene kadar bana destek oldu. Sonra Sivas öğretmen okulunun fark derslerine girdim, öğretmen oldum. Özellikle köyüme tayin istedim ki köyümün çocuklarını okutup, meslek sahibi yapacağım. Beni okutan o bayan öğretmen gibi köyümüzden de bayan öğretmenler çıksın istiyorum. Köyümüzde okul çağında olup okula gönderilmeyen çocuklar çoktu.  Onları, ailelerinden ikna ederek aldım. Bilhassa kızların okutulması için uğraşacağım. Söz ver bana arkadaşım, sende bu minik kızı ve diğer kızlarını okutacaksın. Kızlar okursa ancak yurdumuz medeniyetler seviyesine ulaşır. İlçede ortaokul ve lise açılacakmış, oralara göndereceğine söz ver!” dedi.  “Nüfus cüzdanı olmadığı için çocuğu, buraya kayıt yaptırdın. Bende buradan naklini göndereceğim. Gidince eşinle nikâh yap, diğer çocuklarda okullarına kolayca kayıt olsunlar” dedi.

Arkadaşlarım ve öğretmeninden ayrıldığım için ağlamaya başladım. Öğretmen saçlarımı okşayıp ailemin yanında okumamı istedi. Öğrenciler ve Halil bana el salladı. Halil yalvarırcasına “Mustafa Emmi götürme Şibi’yi!” dedi ama babam dinlemedi. Beni onlardan ayırdı diye bindiğim traktörde Şefaatli’ye varana kadar küs durdum. Ebemi(babaannemi),annemi, kardeşlerimi görünce özlediğimi anladım, yüzüm güldü.

Şefaatli ilkokuluna başlayınca asık suratlı, azarlayan, kızan her öğretmene rastladığımda Hilmi Çakır öğretmenimin yumuşaklığını, güler yüzünü, hoşgörüsünü hatırladım. İlkokulu bitirdiğimde Yücel Hanım öğretmenimin gayretiyle yatılı okul sınavına girdim ve öğretmen okulunu kazandım. Kızların okutulmasının hele de kilometrelerce uzakta yatılı okutulmasının ayıp ve günah sayıldığı zamanda; manevi ve maddi destek vererek babamın, beni okutması bana güven ve azim verdi. Bu güçle beşinci sınıfa kadar geldim ve o yaz tatilinde Şefaatli’ye geldiğimde Hilmi Çakır öğretmenimin, mezun olduğum Fatih ilkokulunda müdür olduğunu öğrendim.

Okulda ziyaret ettiğimde yine güler yüzle ama soran gözlerle karşıladı. Bende, Çopraşık ’tan Mustafa’nın kızı olduğumu söyleyince: “Öğretmen okulunda okuyan olmalısın, aferin sana köyümüzün yüz akısın.” dedi. Kendimi hatırlatmaya çalıştım. O,“Kızım çok küçücük, mini minnacıktın. Zayıf mı zayıftın, korkardım düşecek bir yerini inciteceksin diye… Bana emanettin sen, tavuğun civcivini korur gibi korurum, maşallah şimdi çok güzel bir genç kız olmuşsun.” dedi. Gülüştük.

Yüreğimizi Isıtan Eğitim Neferleri Hilmi Çakır (Hilmi Baba) Gökçe Çiçek

Okulumu ve durumumu sordu. Derslerimin iyi olduğunu, bu dünyanın en iyi, cennet gibi olan, Hasanoğlan Atatürk İlköğretmen okulunda okuduğumu söyledim. Çok sevindi “Bu yıl bizim okuldan da sınavlara girenler var, sonuç bekliyoruz. Kızları okutmak için bu günlere gelmemiz kolay olmadı. Biz öğretmenlerin gayreti ve sizin gibi dışarda okuyan örnek öğrenciler sayesinde veliler, güven duydu. Ortaokula ve liseye giden kız sayısı yıldan yıla artıyor” dedi. “Ah öğretmenim ah! Yeni gittiğimde çok iftiralara uğradım baktılar ki ne orada ne de burada bir yanlışım yok.  Kızlara iyi örnek olmak için âşık olmayı bile yasakladık kendimize !” deyince bayağı güldük. Ben köyden geldikten üç dört yıl sonra, ilçenin Halaçlı köyüne atanmış. Yatılı okula gittiğim 1967 yılında ise Şefaatli’ye atanmış.  Sohbetimizi, “Baba!” diye bülbül gibi şakıyan bir ses böldü. Ay parçası bir çocuk, sekerek girdi müdür odasına. Peri kızı gibi güzel, çok tatlı,  prensesler gibi giydirilmiş kız, kucağını kanat gibi açarak ayağa kalkmış babasının kucağına zıpladı. “Kumrum gelmiş, evimin neşesi, nefesim, ekmeğim, suyum, aşım gelmiş ablası” dedi. Odanın ortasında onu havalara attı, oda kumru gibi sesler çıkarıyor kahkahalar atıyordu. Yanıma gelince onu sevdim, konuşmaya çalıştım. “ Bu abla da mı bizde kalacak?” dedi. Öğretmenim “Seni yeni tayin olan öğretmen sandı, yeni gelen öğretmenleri ev bulana kadar bizde ağırlarız, hatta onları evlendiririm bile…” derken güldü. Biricik kızı Seher’e, yeni öğretmenlere baba olan babacan öğretmenim HİLMİ Çakır’a sohbetimizden dolayı teşekkür edip peri kızını da öperek okuldan ayrıldım.

O yıl, Şefaatli ve köyünden on iki kadar kız kazanıp benim okuluma geldi. Bende onların ablası, annesi oldum, onlara yol gösterdim. Öğretmenimin başarılı idareci, kızların okumasını sağlayan, kendi çocuklarını okutan, iyi aile reisi olduğunu çok kişiden duydum. Yıllar içinde Eskişehir’de Eğitim Enstitüsü okumak arkasından Ankara’da evlilik, öğretmenlik görevi ve emeklilik derken birde baktım ki yıllar kuş gibi uçup gitmiş.

Yıllar içinde bilgisayar ve sunduğu nimetlerden sanal âleme takıldım. Facebookta gezinirken öğretmenimin kızı Seher’i olgun bir hanımefendi olarak buldum. Messenger’dan onunla mesajlaşarak, öğretmenim hakkında son bilgilere ulaştım.

Benim ilk öğretmenim olduğundan; bana gösterdiği güler yüzünden ve çocuğuymuşum gibi gösterdiği ilgisinden etkilenmiştim. Çocuk kalbimde yer eden, köyümün ilk erkek öğretmeni olan öğretmenimi hep hatırladım. Karanlığı; yaktığı mumlarla aydınlatmasından ve vatanımın medeniyetler seviyesinin en üstte olması için illa da kızların okuması gerektiğini ve bu yolda da elinden gelen her olanağı sonuna kadar kullandığını çok bildiğim için saygı duydum. Bir kişi hakkında edinilen bilgiler, o kişiyi tam anlatamaz ama biraz olsun bir fikir ediniriz. Keşke iki yıl önce kendiyle görüşebilme ve yaşadıkları hakkında kendini dinleme şansına erişebilseydim.

                Sözü babacığının kumrusu, Türkmen güzeli ve Yiğit kızı Seher’e verelim.

“Cennetmekân babacığım 1938 doğumlu idi. Dedemle babaannemin evliliklerinin onuncu yılında dünyaya gelmiş babacığım. Çok kıymetli büyüdüğü gibi bizimde kıymetli babacığımızdı. İki erkek bir kız evladı olarak biz onu, o bizi hiç üzmedi. Anneme çok özen gösterdi ona; eş, arkadaş, baba oldu ve birbirlerini çok sevdiler. Ağabeyim Cihat emekli subay, Sedat bankacı şu anda. Benim eczacı olmamı çok isterdi ama siyasi olayların okullara kadar girmesi ve seksen ihtilali olmasından dolayı üniversiteye gidemedim. “Seni ellere veremem, kıyamam sana” derken çok iyi tanıdığı ve sevdiği yiyeni İrfan Çakır’la evlenmeme müsaade etti. Şu anda evlatlarım ve torunlarımla Belçika’da yaşıyoruz. Babam “Ben evlatlarımdan razıyım, sende onlardan razın ol Allah’ım” diye dua eder. Onun hayır duaları bizim mutluluğumuzu artırmıştır.

Evlatlarının ilkokulda sınıf öğretmeni,  ortaokul ve lisede İngilizce öğretmeni oldu. Hak yemek olduğunu  bildiği için bizlere asla torpil yapmadı. Okulda mazlum öğrencileri korur ve kollardı. Emekli olunca Kayseri’ye yerleştik. Orada özel okulda ders vermeye başladı. Ta ki Neziha Halamın oğlu Kurmay Yüzbaşı Ersan Dağ yeğeninin şehit olmasına kadar. Yirmi dokuz yaşındaki şehit belimizi kırmıştı. Babacığımın yeğeni için “Sen küçüksün ölemezsin/ Kefen bile giyemezsin/ Karlı dağlar aldı seni/ İstesen de gelemezsin” diye ağıt yakıp bana sarılarak hıçkıra hıçkıra ağlaması hala kulaklarımdadır. Yıllar içinde şehidimizin oğlu Oğuzhan Erciyes üniversitesinden elektro bilgisayar mühendisi olarak mezun oldu. Yaramız kapanmadı ama kabuk bağladı. Babam ölene kadar Ersan şehidimiz için ağladı ve 3 Haziran 2019 günü eğitime ömrünü adamış ve arkasında şerefli bir isim bırakmış olarak cennetmekân yiyenine kavuştu.

Her ölüm erkendir, şimdi yokluğu beni kavuruyor, çok özlüyorum. Cennetmekân babacığımla çok güzel diyaloğumuz vardı. Benim en iyi arkadaşımdı. “Seni üzeni, ağlatanı yerle bir ederim” derdi. Babacığımın genlerini en çok taşıyanın ben olduğumu söylerler. Doğmadan ismimi koymuş bana “Türkmen Güzeli” diye şiirler yazmış. Baba evimize gittiğimde, onun koltuğuna oturur onun kalemiyle duygu ve düşüncelerimi, ailemizin yaşadıklarını yazarım evdeki özel deftere…

NOT: Seher kardeşimin gönderdiği, öğretmenimizin resim ve şiirlerinin bir eşi bende de saklı. Babasının yüzlerce eliyle yazılmış şiirlerini, kızı ve damadının derleyip toparlayıp yakın zamanda yayınlayacaklarını bildirdi. 

                                                                                 ŞEHRİBAN TUĞRUL

                                                                                     Eğitimci yazar                                                                                 

                                                                                       ARALIK / 2020

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Derya'nın Yeri Nezihe Şirvan

Derya’nın Yeri Nezihe Şirvan

Öykü

Bir cevap yazın