Zorunlu Bayram İzni Fuat Keyik

Askerlik yapanların iyi kötü pek çok anısı vardır. Kimisi hiç söz etmez yaşadıklarından, bazıları ise anılarını anlatmasını sever; tabii dinleyenleri olursa. Eğer anı anlatımları çevrede bıkkınlık yaratırsa,  “Amannn!  Elalem gibi 18 ay askerlik yapsan başa çıkılacak değilmişsin! Topu topu üç buçuk ay askerlik yaptın, yıllarca bitiremedin şu anılarını!” tepkisini görünce, ağzına fermuar çeker, usluca oturur.

Bende de epey askerlik anısı var. Uygun ortam bulamadığımdan uzun süredir anlatmıyorum. “Hiç olmazsa ara sıra yazayım da ilgi duyan okur, ilgi duymayan ‘es’ geçer.” dedim.

Sağlam iken çürük raporu alıp “askerliği yırtanlar” dışında, her Türk erkeği, askerliği bir vatan hizmeti görür ve severek yapar. Ancak tam işe başlayacağı belki evlenip yuva kuracağı zaman, askerlik bir engel olarak görülebilir. Haziran 1977’de eğitim enstitüsünü bitirdiğimde atanmam 4 ay gecikmişti. (Nedeni, bakanlıkta yapılan yanlışlık!) Ben de bu süre içinde “Hiç olmazsa askerliği aradan çıkarayım“ diyerek Askerlik Şubesi’ne başvurdum. “Asteğmene ihtiyacımız yok” denildi; istekli olmama karşın asker olamadım. Sağlık olsun. Atanmam yapıldı, bir buçuk yıl Sivas’ta çalıştım. Sevgili eşim Nevriye ile tanışma, yıldırım nikâhı, Çal-İsabey’e eş durumundan atanma süreçleri sonunda 1979 Mart ayında düğünümüz oldu. İşte o zaman başladı benim askerlik maceram.

Düğün sonrası ilk sabah erkenden jandarmalar kapımızı vurup şubeye çağırdılar beni. Gittim. Komutan “Askerlik zamanın geldi hocam” deyince sanki kaynar sular başımdan döküldü. Henüz yeni evlendiğimi söylemem işe yaramadı. Erteletmek için Ankara’ya gitmem gerekirmiş. MEB ve MSB ilgili birimlerinden erteleme yazısı getirmeye çalıştım, beceremedim. Çaresiz asker olacaktım. Ama son anda MEB’nın öğretmenlere askerliği tecil hakkı vermesi ile kurtardım paçayı. Bu durumu “Askerlik Horozu” yazımla anlatmıştım. Ancak büyük oğlum Yücel iki buçuk yaşında iken, 1982 Temmuz’da kısa dönem (4 ay) askerlik yapma fırsatı verilince, askerliğimi yapmaya karar verdim.

“Bizim oğlan sen bize askere gidişini anlatıyorsun. Hani anı anlatacaktın?” dediğinizi duyar gibiyim. Sabredin; o kısa sürede yaşananları yazsam roman olur. Şimdilik beni oldukça etkileyen bir tanesini yazıvereyim. Belki ileride diğerlerine de değinebilirim.

Erzincan 59.Topcu Tugayı Ateş İdare Bölüğü’nde askerliğimin bitimine 20 gün kadar filan var. Kurban bayramı geliyor. Bir hafta öncesi duyuru yapıldı.  ”Herkese izin verildi, bayramı memleketlerinizde geçireceksiniz. Burada kalmak yok.”  Oldu şimdi?.. Benim hiç gönlüm yok izine gitmeye. Terhise zaman az kalmış, cepte yeterli para yok. Ama emire uymak durumundayız. Sağ olsun Bekillili Fevzi hemşerim para desteği sağladı da biraz rahatladım. Gün ola, harman ola.

İzin öncesi son hafta bizim manga yemekhane görevlisi idi. Son gün akşamı da diğer görevli mangalarla birlikte tugay mutfağına götürüldük. Nöbetçi Uzatmalı Başçavuş önce keplerimizi topladı ve sonra:

“Herkese grup grup iş vereceğim. İşini bitiren benden kepini alır, yatakhanesine gider.” dedi.

Ben bir arkadaşımla soğan soymayı seçtim. İki büyük çuval dolusu acı soğanının kabuğunu soyup dört parçaya ayırıp kazana atacaktık. Oh! Çabuk hallederiz. Öyle de yaptık, saat 23 sularında işimiz bitti. Gittik komutana, kepimizi istedik. Şöyle içeriye bir baktı, ortaya dökülmüş bir cemse dolusu taze fasulyeyi ayıklayan grubu (20 kişi kadar) gördü:

“ Gidin arkadaşlarınıza yardım edin. O iş de bitsin, o zaman kepinizi veririm.”

İtiraz ettik, sözünü anımsattık. O ise sertleşti:

“Asker! Buradaki iş bitmeden kimseyi salmam. Haydi marş marşşş!”

Zorunlu Bayram İzni  Fuat Keyik

Kös kös gittik fasulye ayıklayanlara doğru, selamlayıp çöktük yanlarına. Onların keyifleri yerinde; türkü söyleyerek, birbirileriyle şakalaşarak ağır hareketlerle fasulyenin uçlarını koparıp birkaç parçaya bölerek yanlarındaki kazanlara atıyorlar. Ama ortada dağ gibi fasulye yığını var. Nitekim işimizi saat 04.00’de bitirebildik. Bizim elimiz soğan kokuyor. Bolca sabunlayarak yattık.

Sabah erken kalktık. Bir an önce dışarıya çıkıp memleketimize gidecek araç bulmak istiyoruz. Nerede?.. Otobüsler ve tren, bayram öncesi olduğu için hep dolu, bilet yok. Ne yapacağız?.. İran’a mal götürüp boş dönen ve Ankara-İstanbul yönüne giden TIR’lara polisler askerleri bindirip gönderiyorlar. Ya biz ne olacağız?..  En sonunda Hal’e Antalya’dan kavun getiren bir kamyoncu ile anlaştık. Sürücü kasaya hasırlar serdi, üzerini de branda ile çadır gibi örttü. Hemen bizim gibi Antalya, Burdur ve Denizli yönüne gidecek elliyi aşan asker doluştuk, düştük yola.

Ben kasanın en ön tarafındayım. Bir süre sonra zaman zaman kamyonunun yolda zikzaklı gittiğini görünce sürücünün yanındaki arkadaşlarımızı uyardım. Sürücü uykusuzmuş, ısrarımızla Aksaray’da iki saat uyumasını sağladık. Kasada omuz omuza oturuyoruz, dizlerimiz göğsümüze çekik. Sigara içenler bin bir zorlukla en arkaya geçip dumanı dışarıya üfürüyorlar. Bazen polisler çeviriyorlar, gözlüyorum. Kamyonda ne olduğunu soruyorlar sürücüye. O da gülerek “Koyunlar var” diyor. Bir polis arkaya gelip brandanın ucunu kaldırınca görüyor asker koyunları(!), izin veriyor. “Devam et.” Şaka şuka tam 25 saatte Afyon-Dinar’a gelebildik, Fevzi hemşerimle ben indik. Rastlantı bu ya, bir Almancı yurttaşımız bizi minibüsüne aldı da Denizli’ye ulaşabildik. Bekilli otobüsüne binerek arife günü akşamüstü İsabey’deki evimize geldim.

Eşimi, özellikle oğlumu çok özlemiştim. Geleceğimden haberleri vardı ancak oğlum bana ilgi göstermedi. Sarılmak, kucaklamak, kokmak ve öpmek istiyorum. O ise annesinin arkasına saklanıyor. Ellerim bom boş, hayal kırıklığına uğradım. Sonradan anlaşıldı durum; yavrum beni gönderdiğim fotoğraflarımdaki gibi asker elbiseli bekliyormuş. Üstelik ben giderken epey kilolu idim, şimdi ise 8 kg. vererek tığ gibiyim. Canım oğlum Yücel: “Sen benim babam değilsin. Benim babam asker. Hem sen kokuyorsun.” deyip uzak duruyor benden. (Soğan kokusu üzerime sinmiş demek ki!) Annesi: “Yavrum baban bizleri özlediği için askerden izinli gelmiş. Haydi git sarıl.” dediyse de, boşuna! Çaresiz bekleyeceğim. Kerata annesinin yanına oturmama bile izin vermiyor, eliyle “Git!” diye uzaklaştırıyor, annesini benden kıskanıyor. Öyle böyle akşamı geçiştirdik, yattık.

Sabahleyin uyandım, tuvalete gittim. Dışarıda annesi ile oğlumun konuşmaları kulağıma geliyor. Yücel’in her halde aklı erdi, annesine soruyor:

“Babam nerde anne?”

“Sarılmadın işte ya! ‘Git’ diye kovdun, O da gitti.” diye nabız yokluyor. O zaman basıyor yaygarayı, ağlamaya başlıyor.

“Ben babamı istiyorum, gelsin.”

Dayanamıyor Nevriye: 

“Şaka şaka. Baban tuvalette, git bak” diyor.

Canım oğlum: “Babaaa!” diyerek kapıyı açıp kucağıma oturdu. İşte o an dünyalar benim oldu. Sarıldım, kokladım, öptüm, öptüm, öptüm.

Zorunlu Bayram İzni  Fuat Keyik

On gün izin çabuk bitiverdi. Geri döndük Erzincan’a. Bu zorunlu izinde beni rahatsız eden bir durum oldu. Hani son dün mutfakta soğan soyup doğramıştık ya, elimdeki soğan kokusu; nedense on gün boyunca sabun, deterjan ve hatta arap sabunu ile kezlerce yıkamama karşın çıkmadı. Bu izin bende; uzun süren yolculuk, ilk karşılaşmamızda oğlum tarafından tanınmamam ve çıkmayan soğan kokusu ile unutulmaz bir askerlik anısı oldu.   

NOT: Uzaydan bile görülen taşlarla yapılmış dağın yamacındaki Atatürk resmi, övünmek gibi olmasın bizim dönemdeki asker arkadaşlarımızın eseridir.

Fuat Keyik / 16.04.2021

5

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Kadına Yönelik Bit(iril)meyen Şiddet... Müge Kantar Davran

Kadına Şiddet Sevil Ağtaş

Anı

3 Yorumlar

  1. SİBEL KARAGÖZ
    SİBEL KARAGÖZ

    Çok hoş biraz da nahoş ne zaman hatırlasanız ellerinizden soğan 🧅 kokusu gelir. Anlatım akıcı gülümseten bir anı okudum. Kutluyorum değerli hocamı….👏🏻👏🏻👏🏻

    3
  2. Avatar

    Soğan kokusu telefon kadar geldi biz nedenim 20 ayı 20 sene anlatsak bitmez kalemine sağlık mürekkebin bitmesin

    4
  3. Ayşe Yılmaz

    Iki çuval soğan kolay mi?Fasulyeciler işi mahpustan ağır yapmışlardır.Baska bir iş verilmesin diye.Gulumseten bir anı.Benim torun da 1 yaşında beni görünce ağlıyordu.Neden diye düşündük.Sonunda bulduk.Oglum söyledi.Yakinda hasta olduğunda bana benzeyen bir hemşire damar yolu açmış.Cocuklar görüntüyü nasıl kazıyor hafızasına.Annesinin yanına oturduğunuzda verdiyi tepkiye çok güldüm.Bir oğlu olmalı her kadının dizesi aklıma geldi.

    3

Bir cevap yazın