Begonvil Gölgesinden Pazartesi Beyazlatmaları Recai Oktan

DOSTLUK KONULU İNTERAKTİF(*) YAZI

 
Bugün “interaktif” de denilen “etkileşime dayalı iletişim” özellikli yazı yazmak istedim.
İnteraktif sözcüğü için, kendi bildiğimle yetinmeyip, Google Amca’nın notlarına baktım, okuduklarım şöyle özetlenebilir: “İnteraktif*, etkileşime dayalı iletişim ve ilişki demektir. İnsanın diğer insanlarla olan ilişkilerinin tamamı interaktiftir. Çünkü sorulan bir soruya yanıt almak ya da karşılıklı konuşmak insanlar arasında mümkündür. Bununla birlikte bir insan ile eşya arasındaki ilişki sadece tek taraflı olduğu için etkileşim içermez.”
Bu sözcüğü yaygın olarak Türkçe kullanılır hale getirmişiz; baksanıza İngilizce’de büyük I (ay) noktasız yazılırken, biz onu noktalı (İ şeklinde) yazarak, bizimleştirmişiz.
*
Dostlukla ilgili bugüne değin not düşülmüş yöresel ve evrensel tanımlara dokunmaya niyetim yok. Kendimce saptadıklarımdan (bana özgü olanlardan) bir demet yazarak, kalanını size bırakacağım. Öyle kısa yorumları kabul etmiyorum; içinizden geçenleri, yeterince yazın ki okuyanlar, bu yazı şöleninden doyarak kalksın. Ben başlıyorum:
-Dostluk, kendini diğerinden daha üstte ya da daha altta görenler arasında kurulamaz.
-Saatlik, günlük ilişkiler dostluk değil, geçici arkadaşlıktır. Dostluk uzun solukludur.
-Dostluk, bir kez sınanır. İkinci kez sınanma zorunluluğu doğarsa, dostluk doğmadan ölmüş demektir.
-Karşılıklı sevgi, saygı, destek ve koruyuculuk ayakları üzerinden yükselmemişse, o ilişkinin adı dostluk değil, gelgeç arkadaşlıktır.
-Dostlar birbirini bilgi ve bilinç ortamında destekledikleri ölçüde, denetlemeli; birbirlerine yönlendiricilik yapmalı, bunu yaparken ahlaklı ve dürüst olmalıdır.
-Dostluk sadece var olmakla ve uzaktan bakışarak yetinilecek bir olgu değildir. Dostlar konuşmalı, yazışmalı, zevkler ve renkler bağlamında (yaşamın tüm güzelliklerinde) birbirine seçenek sunabilmelidir.
-Dostlar birbirine karşı yapmacıksız olmalıdır. Dostuna koşulsuz, sorgulamasız, yargılamasız biçimde inanıp, güvenerek yaklaşmak, dostunu yapmacıklı ve ikiyüzlü davranma suçlarına itebilir.
-Dostlar arada tartışmalı, hatta dozu ayarlı kavgalar olmalıdır ki yanlış davrananın özür dilemeyi bilip bilmediği ortaya çıkmalıdır.
-Dostlar, üçüncü kişilerden önce birbirlerine hoşgörülü davranmalı, diğerini yargılarken, yargıladığı konudaki özne kendisi olsaydı, nasıl davranıp, neler düşüneceğini saptamalı, dostuna yaklaşımı bu düzlemde olmalıdır.
-Dostlar birbirlerine sık sık anlamı ve nedeni olan davranışlar yüzünden, teşekkür edebilmelidir.
*
Siz bana bakmayın, yazdıkça yazasım geliyor. Herkese yer kalsın diye burada bitiriyorum ve etkileşime dayalı bu iletişimin alacağı son durumu beklemek üzere, noktayı koyuyorum.
 
Recai Oktan
7 Haziran 2021
 

KATILIMLAR

Fevzi Keyik

Dostun insan olması düşündürüyor beni.Hergün insanın çirkinliklerine türlü çeşitli binlerce örnekler gözler önüne konduğunda.”Dost dost diye nicesine sarıldım. Benim sadık yarim kara topraktır.” der Aşık Veysel. Yaşamını borçlu olduğu doğaya yaptığını gördükçe insanlığın geldiği nokta kendimizi de tüketmeyi yapacağı varsayımına ulaştırıyor beni. Gölgelerini birbirinden kıskanmayan ağaçlar bile insandan daha erdemli olmalı.
Dostluk mu? Kaybolmaya aday değerlerimizden ne yazık.
 
Zeynep Kıyak
 
Günaydın Can öğretmenim.
Güzel yazınız için sizi kutlarim.
Benim çok değer verdiğim bir konudur, olgudur dostluk.
Bina sağlam temeller uzerine kurulur.
Aksi takdirde yıkılmaya mahkûmdur.
Dostlukta böyle bir şeydir.
Sağlam bir temel üzerine kurulur.Ve yıkılması kolay olmaz.
Dolayısıyla dostluk yavaş yavaş emin adımlarla ilerlerken kurulur.
Dosluk kan bağından öte ölümüne sahiplenilmesi gereken bir bağdır.
Sıkı bir güven, emek, sabır üzerine inşa edilmiş bir bağdır.
Yakınlık uzaklık kavramları dostluk kavramı içerisine elemine olmuştur.
Zira yakınlık uzaklık mesafe ile alakalı ise dostlukta bu mesafe katı süratle yoktur.
Taraflardan biri dünyanın öte ucunda olsa bile kastedilen fiziki uzaklık olmasına rağmen yanı başında hissedilen bir duygudur.
Dostluğu anlamlı kılan diger bir duygu ise duygudaşliğın oluşmasıdır.Duygu dünyasında birbirini bulanlar ancak böylesi güzel bir bağ kurabilirler.
Birbirini anlama üzerine kurulan bu güçlü bağ içerisinde asla kıskançlık olmaz.Aksine birbirlerinin başarılarını daha fazla artırma çabası içerisine girerler.
Dolayısıyla telapati oranının yüksek oranda oluşmuş olmasının yanında birde birbirine güçlü bir inanma vardır.
Ancak maalesef dostluk günümüz itibariyle anlamını yitirmiş durumda.
Günümüz Dostluğu daha çok çıkar ve menfaatler zinciri üzerine kurulu bir dostluluk şekline bürünmüştür.
yani özü itibarıyla içi boşaltılmıştır.
Arkadaşlık ve dostluk kavramları birbirine karıştırılarak iyice sıradanlaştırılmıştır.
Artık her önümüze gelene çok rahatlıkla dostum kelimesini yakıştıra biliyoruz. Emek üzerine yoğrulmayan bu dostluğu Çabucak edindiğimiz gibi çabucakta kaybedebiliyoruz böylelikle
Dolayısıyla günümüz dostlukları neredeyse günü birlik ve kısa dönem ilişkileriyle sınırlıdır.
O eski dostluklar neredeyse ya kalmadı ya da yok olmanın eşiğindeler.
Bir çok değeri kirlettiğimiz gibi dostluğuda kendi bencil duygularımız içerisinde öldürdük.
O fedakar içten birbirini anlayan birbirini geliştiren dostluklar ya yok yada bir elin parmagını geçemeyecek nicelikte.
Dostluk kardeşlik duygusundan bile öte bir şeydir.
Şöyleki; Kardeşinizle yaptığınız zorunlu bir arkadaşlıktır.
Dostluk ise tamamiyle gönüllük temelinde oluşan bir arkadaşlıktır.
Kardeşinizi siz seçmezsiniz.
O aile bağından kaynaklı sizin dışınızda ancak sizinle kurulmuş bir bağdır.
Ancak dostunuzu siz seçersiniz.
Tıpkı kör kuyuda iğne arar gibi ilmek ilmek örersiniz gerçek dostluk çeperini.
Seçtiğiniz dostluğa bir çok anlam yüklersiniz.
Beklentilerinize karşılık geliyorsa dost olursunuz.
Gerçek dostluk emeğe ve özveriye dayalıdır.
Kurulan gerçek dostlukta taraflardan birinin gülmesi diğerinin ağlaması olmaz olaylar karşısında.
Telapatiyle yoğrulan biz kavramı gelişmiştir.
Ve siz o duygu çerçevesinde yaşarsınız dostluğunuzu.
Tıpkı Marks ve Engelsin arkadaşlığı gibi.Birbirini tamamlayan.Ölümüne var olan arkadaşlık gibi.
Yine Gılgamış destanında Gılgamış ve enkidu dostluğu gibi.
Birbirini geliştiren birbirinin varlığıyla anlam bulan bir dostluk bağı ile yoğrulan birliktelik gibi bu da nelere kadir olmaz ki …
Dost ile kalın dostlukla güzelleşsin kabeniz.
 
Mehmet Barutçu 
 
Dostluk konusu üzerine yazdığınız makaleyi okudum ve birçok noktada eşleşen görüşlerimiz olduğunu gördüm.
Biz yaştakilerle, günümüz yaş grupları arasında “Dost”, “Dostluk” kavramlarının eş anlamda kullanılmadığına şahit oldum. Bizlerin deyimiyle “Neredesin benim eskimeyen eski dostum” söyleminin ne kadar değerli olduğunun farkına vardım. Bunun genel bir görüşün bizler üzerinde bıraktığı bir etki olup olmadığını araştırmadım.
 
Dışardan ve kendi çevremden edindiğim görsel kanaata dayanarak şu görüşe gelmek istiyorum. Burada örnek olarak kendimi koyuyorum: 79 yaşına gelmiş biri olarak, çocukluğumdan bugüne kadar birçok dost, arkadaş edindim. Elimden geldiği kadar bunlarla irtibatı kesmedim, çoğu zaman birbirini kaybeden arkadaşları buluşturdum, buluştuk. Kaybettiğimiz arkadaşları rahmetle anıyorum.
Her ne sebeple olursa olsun gittiğim yerlerde oturan bir dostum, arkadaşım varsa mutlaka aradım, bulmaya çalıştım. Bu özelliğin bana mahsus olmadığını gördüm, çoğu kez de şahit oldum.
Son 10 – 15 yıldan beri belki de bizi yönetenlerin siyasi görüşlerinden mi, yoksa değişen maddi ve manevi değerlerden mi iyice kestiremediğim, yeni yetişen nesiller arasındaki “Dostluk, arkadaşlık” kavramının değer kaybettiğine şahitlik yapar oldum. İnsanların dostluklara bakış açıları menfaata dayalı, geçiçi dostluklar üzerine kurulduğunu gördüm. Ve uzun bir süreden beri, 1960 yılından sonraki dostlukların, arkadaşlıkların tadına vardım. Gerçi iki elin parmakları kadar da olsak, gerçek dostlukların geride var olduğu gerçeğiyle yüzleştim.
Doğup büyüdüğüm şehirde yeniden dost, arkadaş edinemedim, bulamadım, hepsi cebe bakar arkadaşlık, siyasal birliktelikte bir yere ulaşmak isteyenlerin, gayelerine ulaştıktan sonraki “biz”, yerine “ben” dediklerini gördüm. Bizim aldığımız siyasal terbiyeden ne kadar uzak olduklarını gördükten sonra, onlardan da koptum. Şimdi 60 yıllık dostluklarla kucak kucağa yaşamanın huzuruyla günlerimi geçiyorum.
Son söz: Benim sadık yârım, Kara topraktır. Aşık Veysel’in deyimiyle noktalamak istiyorum.

 
 
Namık Kemal Osmanağaoğlu

 
Dostluk, ilmek ilmek işlenen bir sanat eseridir. Yüzlerce arkadaş arasından belki bir, bilemedin iki dost edinilir gerçek anlamda… Çünkü dost ne arkanda ne de önün de durur. O hep yanındadır. Aramana gerek kalmaz, yanında biter. Arkadan konuşmaz, gerektiğinde en acıyı söyler yüzüne… Seninle üzülür, sevincini paylaşır. Mesafenin hiçbir önemi yoktur. O Her zaman telefonun ucundadır. Dost sendir…
 
Ferudun Zorlu
 
Dostluk bence paylaşım, yardımlaşma bir tür imecedir. Erdemli kişilik dostluğun temel taşıdır. Her türlü doslukta karşılıklılık en öncelikli değerdir. Ölçü çok ince ayarlanırsa dostluklar kalıcı olur kanımca. Tabiki bu bir süreç, zaman ister, bazı sınavlardan geçmek gereklidir. Karşılıklı olarak kendimizi onun yerine koyabilen kişiler dostluk kurar ve kalıcı olur kanısındayım. Bize fikirlerimizi paylaşma fırsatı sunarak dostluğu enine boyuna düşündürttüğünüz için teşekkür ediyorum. Selamlar
 
Zeynep Eman
 
Altmış yıllık dostlarım var çok şanslıyım .
Çocukken sokakta parmağınıza toplu iğne batırıp birbirimizin kanını emmiştik kan kardeş olmuştuk.
Hep devam ediyoruz dostluğumuza..
Sonradan olan dostluklarıma bakıyorum ki hep ben fedakârlık yapmışım.
Bu gibi arkadaşlarıma tam dost denir mi sizce?
 
Fuat Keyik

 
Bence arkadaşlıkta çıkar ilişkisi vardır, uzun süre sürdürülemez. Dostlukta yakınlıktan öte iyi ve kötü günde hiçbir çıkar gözetmeksizin, birlikteliğin ömür boyu sürmesi esas olmalıdır. Gerçek dostu bulmak çok zor. Güvenin yitirildiği anda dostluk biter. Ne mutlu gerçek dostluk kurabilenlere.
 
Halil Naci Ergölen
 
“Bin cefalar etsen almam üstüme oy
Gayet şirin geldi dillerin dostum oy
Varıp yad ellere meyil verirsen oy
Kış ola bağlana yolların dostum dostum” diyor Pir Sultan Abdal… Arkadaş her zaman, her yerde bulunabilir. Onlarla oyun oynar, yüzeysel sohbetler edebilir, eğlenir, hoş vakit geçirebilirsin. Onların hepsi senin içini dökebileceğin, dertlerini paylaşabileceğin kişiler değildir. Eğer içlerinde seni anlayabilen birkaç kişi çıkarsa işte onlar dosttur. Dostlar dertlerini paylaşır, kötü gününde de yanındadır. Her zaman, her durumda güvenebileceğin kişiler dostundur. Arkadaşlarının hepsini evine rahatça alamazsın. Dostlara kapın hep açıktır. Onlardan sana bir zarar gelmeyeceğini bilirsin. Arkadaşla bir tartışma sonunda ayrılabilirsin ama dostlar seni terk etmez. Arkadaş hep senin desteğini arar, dost seni kollar, arkanda olur. Arkadaş senin bir açığını, yanlışını görürse onu aleyhinizde kullanabilir. Dost ise yanlışını düzeltmen için seni uyarır, gerekirse açığını kapatır. Sözlerimi “Yazı Dükkanı dost kapısıdır” diyerek bitireyim.
 
Vedat Karacalar
 
Dostluğu alfabeye benzetiyorum. Örneğin ben V harfiyim, telaffuz ederken bile E’le ikili bağ kuruyorum. E katılmaya bilir bana. Dostluk alfabelerle bile anlatılamayacak kadar güzel bir duygu. 
 
Bedriye Çakıcı Canbaz
 
Dostluk zamanla oluşacak bir olgudur.
Önce güzelce pişecek sonra güzel bir demlenecek, demlendikçe demlenecek sonuç iyi gün, kötü gün dostluğunu meydana getirecek. İşte öyle bir dostluk ömürlük tür. Ne sen onu bırakabilirsin nede o seni bırakabilir. Çünkü o dostluk zirve yarışını tamamlamış, sağlam temellere oturtulmuş istesen de vazgeçilemez bir bağ oluşmuştur, dağ gibi kaya gibi sağlamdır artık.
Dağın zirvesini tamamlama
dan yarı yolda yuvarlanan arkadaşlarım oldu, arkama bakmadan ben her zaman benimle zirveye gidecek arkadaşlarla yolumu devam etim.
 
Suzan Kuyumcu
 
Uzun soluklu yaşam yolculuğunuzda çakıllı taşlara, yağmur, dolu, kar, fırtına gibi olumsuzlukların ardından kişi hala yanınızdaysa, arkadaşlığınız yerini sevgiye, sevgi yerini güvene, güven yerini yoldaşlığa, yoldaşlık kapısını dostluğa açmış demektir. Çünkü dostluk şişmandır. Bütün olumlu güzel olan duyguları içinde barındırır. Sevgiyle kalın Recai hocam.
 
Nezihe Şirvan
 
“Vefa” nın İstanbul’da semt adı olarak kaldığı günümüzde DOST nerede nasıl ne kadar zamanda bulunur diye düşündüm. Sosyal çevremiz insan yığınları ile kaplı, halkalar halinde dıştan içe : En büyük halka tanıdıklar, sonra gelgeç (iş, ortaklık, güncel ilgi alanına bağlı zamansal) arkadaşlar, ardından daha iç halka yıllara dayanan tanışıklık görüşülmenin devam ettiği yakın arkadaşlar, ondan sonra denemeye korktuğumuz, dost saydığımız özel insanlar. İnsan ilişkileri öncelikle karşılıklı saygı ile başlar, üzerine ilaveler ile devam eder. Komşuluk, ortaklık, evlilik, ticari yada sosyal menfaatlerin devamı vb. Bu yakınlıkların içinden karşılıklı saygıyı, hakkaniyeti çektiğinizde geriye sadece çiğ menfaat kalır ki, artık o ilişki iflah olmaz. Kime dost denir der isek, kısaca fikrim: Kendine yapılmasını istemeyeceği hareketi yanındaki kişiye yapmayacak, onun canı yanmasın üzülmesin incinmesin diye düşünecek, üzerinde baskı kurmadan saygı sevgi ile yaklaşacak, iyi günde gidemese de, özellikle kötü günde koşacak kişidir. Evliliklerin bozulma sebeplerinden en önemlisini kadın ve erkeğin birbirlerine sevgili, eş olmadan önce DOST olamamalarına bağlıyorum. Dost olabilseler ne ihanet ne şiddet olur. İnsan dostunun canını yakıp onu üzebilir mi! Hayır… Hayat boyu kazanılacak dostlukların sayısı çok az olduğu kadar dostluğun kaç yıl sonra sınav vereceği de belirsiz. Bu çok değerli yapıyı ve kendinde barındıranları pamuklara saralım, iyi bakalım. Hayat onlarsız çok çıplak. Dostça sevgiler…
 
Ali Tumbat
 
Her zamanki gibi, her şeyi kısaca anlatıyorsun abi Yılların birikimi, bu olmalı.
 
Eda Bulat
 
Emeğinize sağlık Can. Dostlukla ilgili size özgü yorumlarınızın her satırına imzamı atıyorum. Çünkü onlarda yaşanmışlığı, sınanmışlığı, deneyimlenmişliği gördüm. Bana özgü dostluk kavramını da oluşturdukları için. Karşılıklı ,Koşulsuz erdem, sevgi ve saygıyla beslenmeyen dostluk., Dostluk değildir. Dostluk şarkısında olduğu gibi, dostluğun sevgisiyle büyüdük, Bu sevgiyle toplandık burda ., Biz olmayı bilen canlarla yol almak ,Hayatın lütfu diye düşünmüşümdür hep. Sevgiyle kalın…
 
Ayşe Yılmaz

 
Değerli Recai Oktan önce sizin yazınızı okudum dostluk üzerine sonra da arkadaşların yorumlarını. Ne güzel şeyler yazılmış. Dostluğun çeşitli tanımları yapılmış. Hepsine katılıyorum. Bana yazacak bir şey kalmamış deyip noktayı koysam dedim ama sonra da vazgeçip iki satırda ben yazayım kararını aldım. İnsan yalnız olamayan bir canlı. Mağaralarda yaşarken bile birlikte yaşamışlar. O zamanın dostu birlikte ava gittiğimiz ya da yenebilir ot, kök ve meyveleri topladığımız kişi olurdu herhalde. Karsımıza bir vahşi hayvan çıkarsa birlikte mücadele edeceğimiz. Yaralanırsak bizi tekrar mağaraya taşıyacak ve bulduğumuz yiyecekleri paylaşacağınız insan .Dost bu insan olurdu. Yolda düştüysek, yararlandıysak, yırtıcı bir hayvanla karşılaştıysak bırakıp kaçmayan, bize destek olan kişi. Huyunu, konuşmasını (mağarada yaşarken de konuştuğumuzu varsaymışımdır hep),cesaretini beğendiğimiz kişi. Daha da önemlisi aynı iyi davranışları bizim de hiç düşünmeden yapabileceğimiz kişi. Bunu aynen günümüze de uygulayabiliriz. Ailemiz, eşimiz, çocuklarımız, hısım akrabamız vardır. Onlarla iyi, kötü, acı, tatlı pek çok şey paylaşmışızdır. Ama dost farklıdır. Esime söylesem kızar, çocuğuma söylesem üzülür ya da şu akrabaya da bu anlatılmaz ki dediğimiz her şeyi dostla konuşuruz. Bazen dertleşir, bazen planlar yapar bazen de sırlar paylaşırız. Sizin de söylediğiniz eşitler dost olur. Dostluk üzerine konuşulduğunda insanlarda gözlemlediğim şu genellikle: Herkes kendini dürüst, fedakâr, sir saklayabilen, iyilik timsali sanıyor. Oysa önce kendini bir tartacaksın. Ben nasıl bir kişiyim diyeceksin. Kendinin eksiklerini, yanlışlarını, beceriksizliklerini göremeyen ya da görse bile kabul etmeyen insan asla dost bulamaz. Kendisi mükemmeldir. O arkadaşta mükemmel olacaktır. Oysa kim kusursuz kim mükemmel ki? Bizi biz yapan güzel ve iyi yanlarımız kadar istesek te değiştirmediğimiz bir çok huyumuz yok mu? Niçin kusursuz dost arıyoruz? Zaten kusursuz insan da sıkıcı değil midir? Sürprizlerle dolu, insanı şaşırtan ama borç verince geri alamayacağınızı bildiğiniz insanda dostumuz olabilir. Huyunu bildiğimiz için geri gelmeyince üzülmeyecegimiz ama onunda işini görebilecek miktarı verir iz.
Konu dağıldı. Toparlarsam kendini iyi analiz edebilen insan iyi dostluklar kurar .Hayal kirikliklarimiz beklentilerimizle doğru orantılıdır.
Bana gelirsek ben hemen dost olabilen bir kişi değilim. Kolay arkadaş olurum. Tanidigim herkesle arama bir mesafe koyarım.O mesafeyi asla aşmam. Kimsenin de o mesafeyi aşmasına izin vermem. Arkadasligim eğlenceli, dostluğum da sağlamdır. Sevgiler , saygılar herkese.
 
Taner Sesliler

 
Genel doğrular aynı olduktan sonra ” DOST ” olmak için çok da anlaşmak gerekmiyor güvenilirlik temel unsur.
 
Namık Cibaroğlu
 
Öncelikle bir soruyla başlamak gerekiyor gibi geliyor bana: Dostluk (başka anlamda yoldaslik),herkes ile kurulabilir mı? Dostluğa giden yolun ilk temel taşları ne olmalıdır? Sanırım bu sorunun yanıtı, kişilerin dünyayı algılayışı, yorumlayisi ve yeniden ( düşünsel planda) yaratımına verilen yanıtlarla ilgili. Eğer ben, dünyayı benim gibi algılayıp, benim gibi yorumlayabiliyorsa o kişi veya kişilerle dost olmamın temel taşlarını o kişide buldum demektir. Gerisi ise demekle, uğraşma ve Recai beyin delilleriyle yoğrulup büyür. Öyle hale gelebilir ki “ölümüne dostluk” hâline dönüşür.
 
Tabi ki bir de ( sanırım Cemal Süreyya nin bir sözü ) ilk tanıştığımız kişi hakkındaki önyargılarımız. Cemal Süreyya, bir çok insan tanıştığı kişilere puan vermek istese, ilk önce düşük puanlar verir der. Örneğin 1 ya da 2 puan. Zamanla o kişiyi tanıdıkça ya puanı artırır ya da olduğu gibi bırakır. Işte buna önyargı der. Oysa Cemal Süreyya ilk tanıştığı kişilere en yüksek puanı verir. Örneğin 10 puan. Zamanla kişiyi tanıdıkça, eğer kişi ” iyi” işe puan olduğu gibi durur. Cemal Süreyya ya göre ” iyi” değilse puanları düşürür. Işte dost dediğimiz kişi bu puanı dusurmeyendir. Ben de ona daha baştan en yüksek puanı vermişimdir der.
 
Yıllar önce UNESCO nün “Babalik” eğitimine katılmıştım. Ilk dersimiz, konuşma uslubumuz ve hitap selimizle ilgiliydi. Oyu ilişkiler kurabilmek için öncelikle dilimizde düzeltmeler yapmamız söylenmişti. Yanı, ” ben dili” değil, “biz dili” kullanmalı ve alışkanlık haline getirmeliyiz denmişti. Ben yok…Biz, siz, onlar var. Öfkelerimiz bile ben diliyle ağızdan çıkıyordu. Oysa, siz ya da ( kişi tek ise) sen diliyle kızgınlığınızı ve öfkemizi ve özellikle derdimizi karşı tarafa aktarabiliriz.
 
Nurettin Şenol
 
Kişisel birlikteliklere biz dostluk, arkadaşlık, yoldaşlık diyoruz. Bu kavramları irdeleyelim:
DOST: Sevilen, güvenilen, yakın arkadaş, iyi görüşülen kişi, gönüldeş, düşündeş, sevik, sevgili, sevdik.
YOLDAŞ: Yol arkadaşı, arkadaş, dost; ortak görüşü benimseyenler.
ARKADAŞ: Bir işte birlikte bulunanlar, yoldaş, tanış, tanıdık, dost (Ar.ahbap), yaren (Ar.refik); birbirine karşı sevgi ve anlayış gösterendir.
Görüyoruz ki, bu kavramlar birbirine girmiş, kaynaşmıştır. Kişisel ilişkiler, toplumsal ilişkilerden farklı olarak çıkarsız, sevgiye, dostluğa, gönüldeşliğe, yoldaşlığa, düşündeşliğe, içtenliğe ve güvene dayalıdır.
*
ERDEM (Ar. fazilet): Ahlakın övdüğü iyilikçilik, yiğitlik, alçak gönüllülük, doğruluk, dürüstlük, duyunçluluk / özyargılılık(vicdan) bilgelik, ölçülülük, yardımseverlik, acıma … gibi özelliklerin genel adı.
Toplum değer yargılarına göre kötülükte birlikte olanlar da birbirlerine arkadaş, gönüldeş / dost, yoldaş derler. Örneğin; hırsızlık, soygun, dolandırıcılık, tarikat gibi birlikteliklerin elemanları. Ancak, bu birliktelikler, üzerinde durduğum erdemli gönüldeşliğe, arkadaşlığa uymaz. Bunlar çıkar çeteleridir. Çıkarları bittiği ya da çeliştiği anda birbirlerinin düşmanı oluverirler.
Gerçek dostluğun ancak iyi insanlar arasında yer bulacağına inanıyorum. Gerçek dostluk doğaya en çok uyan ilişkidir. Çünkü art düşünce ve çıkar yoktur. İyi günde, kötü günde güvenle sığınabileceğimiz liman dostluktur.
Akrabalarımızla olan ilişkilerimiz doğuştan gelir. Ölçülüp tartılmadan kendiliğinden oluşan bir ilişkidir. Ama bu ilişki yeterince sağlam değildir. Gerçek dost olabildiğimiz akrabamız ya yoktur ya da çok azdır.
Doğanın oluşturduğu ve insanları birbirine bağladığı sayısız ilişki arasında dostluk, o kadar ince ve dar bir çembere alınmıştır ki, “saf sevgi” ancak iki ya da birkaç kişi arasında ortaya çıkar. Doğanın, ölümsüzlük ve bilgelikten başka insan soyuna bağışladığı en değerli şey dostluktur.
Kimilerinin önceliği paradır, kimilerinin sağlık, kimilerinin makam / mevki, kimilerininse bedensel haz. Ancak, saf iyiliğin erdemde bulunduğunu düşünenler de var ki ne mutlu onlara. İşte dostluğu kuran da yaratan da tam anlamıyla bu erdemdir ve erdem olmadan hiçbir koşulda dostluk olamaz.
İnsanın yanında her şeyi sıkıntısız konuşabildiği birinin olması ne güzeldir. İyi günümüzde bizimle birlikte sevinen biri olmazsa sevincimizin ne anlamı kalır? Ne zor katlanırdık, zor günlerimize; ona bizden fazla katlanan biri olmasaydı! İnsanın isteklendiği, yöneldiği her şey bir amaç içindir. Dostluk ise birçok amaca ve doyuma yöneliktir. Başını nereye çevirsen oradadır. Hiçbir yerden kovulmaz, ters davranmaz, can sıkmaz, bizi üzmez. Bu yüzden denir ki bir insanın; ateşten, sudan çok dosta gereksinimi vardır. Gerçek dost, iyi günümüzü daha çok aydınlatır; kötü günümüzü paylaşarak yükümüzü azaltır.
Gerçek dosta bakan kişi, onda kendi yansısını görür. Böylece uzaktaysa yanıbaşımıza gelir, yoksulsa varsıllaşır, zayıfsa güçlenir, ölmüşse dirilir. Dirilir, çünkü geride bıraktığı dostlarının değeri, anıları, özlemi o kadar derindir.
Dostlukta sahteliğe, yapmacıklığa hiç yer yoktur; ne varsa gerçektir, içten gelir. İşte bu yüzden bana göre dostluk, yardım beklentisinden değil, doğamızdan kaynaklanıyor; bu işin bana getirisi ne olur diye hesaplar yapmaktan öte; gönlümüzden, içten gelen bir sevgiyle akıyor. Dostluklar gerçekten çıkar için kuruluyor olsaydı, çıkarlar değiştiği anda dağılıp giderdi. Oysa gerçek dostluklar sonsuzdur.
Amcam bize şu öğüdü verirdi: “Arkadaşının parasından, gücünden, kafasından yararlanmayacaksan hiç arkadaşlık yapma.” Bu tür bir arkadaşlığın gerçek dostlukla bir ilişkisi var mı? Bence bu arkadaşlık ya da dostluk çıkar üzerine kurulmuş olur ki üzerinde durduğumuz dostluktan uzaktır.
Peki dostlardan biri ötekinden suç işlemesini isterse ne olacak? Bir kişi dostu için her şeyi yapmalı mıdır? Elimizde dostluğun bir ÖLÇÜSÜ var. Bu ölçü “ERDEM”dir. Biri erdemden ayrıldığı anda dostluk bitmelidir. Suçu dostluk adına işlemiş olmak insanı haklı çıkarmaz.
İnsanlardan birinin dostunun güvenini sarsacak, meslek yeminine aykırı ya da devletin çıkarlarına ters düşen bir istekte bulunması söz konusu olamaz.
Dostlar, böyle bir istekte bulunsa bile kesinlikle yerine getirilmeyeceğini bilmeleri gerekir. Öyleyse dostluğun değişmez yasası; böyle isteklerde bulunmamak ve istek olursa yerine getirmemektir.
İyiliklere sevinmek, kötülüklere üzülmek o insanın düşün yapısının dengeli olduğunu gösterir. Kimi zaman erdemli olmak dosta acı da verebilir. Ancak, acı çekmeyelim diye erdemlerden uzaklaşamayız.
Dostluğun çıkar üzerine kurulduğunu düşünenler, dostluğun en can alıcı halkasını koparıp atmış olurlar. Dostlukta bize haz veren şey elde ettiğimiz çıkar değil, dostumuzun sevgisidir. Despotlarda, diktatörlerde dostluğa ve sevgiye hiç yer yoktur. O kimseyi sevmez, kullanır. Ondan herkes korkar. Korkulan insan nasıl sevilir? Yönetirken (iktidarda iken) seviliyormuş gibi görünür. Ancak gün gelip de devrildiğinde (hep devrilirler- gitmezler), işte o zaman anlaşılır ne denli dost yoksunu oldukları.
Dost seçerken önem vereceğimiz birincil şey güven olmalıdır. Ayrıca içten, sosyal, kafa dengi yani aynı şeyler karşısında aynı şeyleri duyumsayacağımız kişileri seçmeliyiz. İyi dostluk, ancak iyi insanlar arasında kurulur. Çünkü iyi insan ya da bilge insanın özelliği; asla yalan söylememek ve aldatmamaktır.
Mutluluk, en iyi ve en büyük iyilik olduğuna göre, ona erişmek istiyorsak, erdemli olmak için çok çaba göstereceğiz; çünkü erdem olmadan ne dostluğa ne de istediğimiz başka bir ereğe ulaşabiliriz. Biri hakkında bir karara vardıktan sonra dost edineceğiz; dost edindikten sonra karara varmayacağız.
İyilerin kötülerle, kötülerin iyilerle dost olamayışlarının tek nedeni, huy ve beğenileri arasında dağlar kadar fark olmasıdır. İnsan kendini sever, ama bu sevgiden bir çıkar beklediği için değil, kendisi, kendisi için değerli olduğundan sever. İşte bu sevginin aynısı dostluğa aktarılmadıkça hiçbir zaman gerçek dost da bulunamaz; çünkü dost, insanın sanki ikinci “BEN”idir. İnsan dost ararken, kendi olamadığı gibi birini aramayacak; önce kendisi iyi olacak, sonra kendine benzeyeni bulacak.
  
Esmeri Alev Ekebaş
 
EMEGİNIZE SAGLIK
 
Ali Aybal
 
DOSTLUK
*
Dostluğun biz sevgisiyle
Toplandık her an burda
Bu sevgi bağı kopmaz hiç
Dağılsak bir gün yurda
*
Ortaokul 2’de Müdürümüz Mustafa Aytekin’in eşi müzik öğretmenimiz öğretmişti bu şarkıyı.
Hiç unutmadım. Çok severim.

Hayrullah Cırık
Dostluk ulaşılması zor bir zirvedir. Zahmetsiz kardeşlerin yada akrabaların olabilir. Onlar bedavadan biyolojik piyongadan çıkmıştır. Çok amca dayı vardır. Kahvedeki’erden farksız. Dostluğu kanter içinde emek vererek kendin edinirsin. Kimse zahmetsiz dost bulamaz. Bulduk sandıkları arifedir. Asla bayram olamaz. Çok derin bir konudur. Genişliğine bakılıp da sığ sanılmasın. Dükkanın kalem emekçilerine selam olsun.

 
2

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Dil, Anadil ve İnsan Ali Günay

Makale

Bir yorum var

  1. Verilen konu önemliydi. Hakkında çok şey söylenebilsen bir konuydu.Biz de yorumlarımızı yazdık kendimizce.Guzel yazılar cıktı ortaya.Ben şahsen tüm yorumlari da okudum.
    Yalnız bir de sitemim olacak yazarlarımıza.Yuzlerce yorum bekliyordum.Yazarlarimizi daha ilgili olmaya çağırıyorum.

    2