Leon/Kelebeğin Ömrü Kitabından… Sevda Akyol Baştımar

Önsöz

…zamana çok fazla karşı koyacak gücü yoktu Serra’nın! Akıp giden ömrüne yorgun gözleriyle son bir kez baktı. “Ömrüm,” dedi, “Ah ömrüm!” “Gittiğin yere kadar taşımalısın beni!”

Sevda Akyol Baştımar

O gün odalarına girdiğimde kararımı çoktan vermiştim. Aynı odada yatan Gitta’nın avucunda bir haç, Nebiye’nin elinde ise annesinden hatıra kalan kahverengi tesbihi vardı. Her biri inançları doğrultusunda dua ediyorlardı. Sonsuzluk yolculuğuna çıkacak olan iki güzel insanın bu görüntüleri, zihnime bir çivi gibi saplanmıştı. O gün bu gündür bu görüntüyü aklımdan bir türlü çıkaramadım. Ve anladım ki neye inanırsak inanalım, neye taparsak tapalım, bu yolculuğa hepimiz er ya da geç, aynı yoldan geçerek gideceğiz. Korkularımızla, acabalarımızla, keşkelerimizle, iyi ki var dediklerimizle ve her şeyden önemlisi tüm hayal kırıklıklarımızla…

Yolculuk saati gelmeden önce yapmak istediğiniz hiçbir şeyi ertelemeyin.
Şair Ataol Behramoğlu’nun da dediği gibi: “Hayat insana sunulmuş en güzel armağandır.”

Hepimizin bu son anını çok güzel bir dille anlatan büyük Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un o muhteşem sözünü hatırlayalım:
“Gün gelir ve anlar ki insan
Yaşadığı her şey bir yalandır…!
Geriye vazgeçemediği bir aşk
Ve kabullenemediği bir yalnızlık kalır.”

Sevgiye, saygıya, dostluğa ve bilhassa da vefaya adanmış bir hayat dileğiyle.

Sevda

Bize, gözün değil gönlün gördüğü yürek gerek…
Mevlana

Leon

Dışarıda hafiften yağmur çiseliyordu. Toprak ana ıslaktı. Evinin bahçesinde alabildiğine sessizlik ve kışı andıran bir hava vardı. Islanan toprağın kokusu rüzgârla birlikte içeri giriyordu. Bu havaların kasveti oldum olası içimi karartıyordu. Sonbahar iyiden iyiye hissediliyordu artık. Yapraklar sararmış, geniş yapraklı ağaçlar yapraklarını dökmeye başlamıştı. Çok yorgundum, üstelik bütün gece uyuyamamıştım. Kendime biraz çekidüzen verip yola koyuldum.

Odasına girdiğimde yatağında uzanmış beni bekliyordu Leon. Hastalık sürecinde ona uzun zamandır gönüllü olarak refakat ediyordum. “Geldin mi?” dedi, kısık sesiyle. “Evet, buradayım,” dediğimde, “Nihayet!” dedi, “Gel otur yanıma, fazla vaktimiz yok gibi.” Leon ölüm döşeğindeydi. Prostat kanserine yakalanalı iki yıl olmuştu. Kanser tüm vücudunu sarmıştı. Çekik gözlü ve ufak tefekti. Cam mavisi gözlerinde hüznü ve kederi görmemek imkansızdı. İçine kapanık birisi olduğu için onunla iletişim kurmam biraz vaktimi almıştı

Ama en sonunda gerçek anlamda harika bir dostluk oluşmuştu aramızda.
Savaşın acı bedelini, her savaş mağduru gibi o da çok ağır ödemişti. Gençliğinde faşistler tarafından tecavüze uğramış, sonrası da üzerine benzin dökülüp hunharca yakılmak istenmişti. O zamanlar bir tesadüf eseri ölümden kurtulmuştu belki ama vücudunun sağ tarafındaki derin yanık izleri ve yaşadığı travma ona her aynaya baktığında yapılanları tekrar tekrar hatırlatmıştı. Travma sonrası stres bozukluğu sendromu yaşıyordu. İnsanlara güvenemedi yıllar yılı. Aile kuramadı mesela, sevgisini gösteremedi, arkasını dönemedi kimselere. Savaşın beraberinde sürüklediği acı izler ve hayal kırıklıkları ile yaşadı durdu tüm ömrünce. Seneler geçti. Leon yaşlandı.

Zaman denen kavram her şeyi beraberinde alıp götürmüştü, kini, nefreti ve hatta ihaneti.

Yüce bir insandı Leon. Çünkü affetmeyi seçmişti o. Leon’un zamanla affetmediği ne bir faşist kalmıştı ne de bir komünist. Durumu günden güne ağırlaşıyordu. Uzun zamandır da yemek yiyemiyordu. Bir gün önce benden et çorbası istediğinde çok sevinmiştim.

Bugün yanımda getirdiğim çorbadan birkaç kaşık içtikten sonra, o korktuğum soruyu yöneltti gözlerini benden kaçırarak. “Ne zaman?” dedi, “Ölüm bana ne zaman gelecek?”

Allahım, ben bu sorunun cevabından ne kadar çok korkuyordum!
“Bilmiyorum,” dedim, çaresizce.

Ve ben o gün Leon’u ilk kez ağlarken gördüm. Ona sarıldığımda vücudu buz gibiydi. Bitkindi. “Ne garip değil mi Sevda,” dedi. “Ölümden korkmuyorum ben. Varsın o korksun benden.”

Ben zaten yaşayan bir ölüyüm. “Sen var ya…” dedi ve bir süre sustu. “Sen de iyi ki var oldun hayatımda!”

“İçimde beni zehirleyen her kötü olayı seninle paylaştım ve biliyor musun bu bana çok iyi geldi. Keşke daha önce tanısaydım seni, daha önce karşılaştırsaydı tesadüfler bizi. Hayatta en çok sana güvendim ve her şeyimi seninle konuşabildim, ne kadar muhteşem, ne kadar rahatlatıcıydı bir bilebilsen. Yine de tesadüflere veya her neyse ona teşekkür ederim iyi ki kesişmiş yollarımız.”

Gözlerimden akan yaşları gizlemeye çalışsam da beceremedim.

“Ağlama!” dedi, “Sakın ağlama!” Bana öğrettiklerini unutmayacağıma dair benden söz vermemi istedi. Leon’a refakat ettiğim süreç içerisinde onunla hayata ve insanlığa dair pek çok şey paylaştık. O gün Leon kollarımda hayata veda etti.

Bir yıldız gibi kayıp giderken ellerimden, hayatları mahvedenlerin ve dünyayı paylaşamayan açgözlülerin yüzüne tüküresim geldi. Madem bir kez geliyordu insan dünyaya ve insana verilmiş en güzel armağandı hayat, neden böyle ucuzca harcanıyordu hayatlar?

Yaşanamamış bir ömrün anısına saygıyla…

Sevda Akyol Baştımar

Kelebeğin Ömrü Kitabından…

8

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Sandık Yarası – Şehriban Tuğrul (Sesli Öykü)

Sesli Öykü

2 Yorumlar

  1. Sevda Akyol Baştımar

    Ayşe Hanım, Leon harika bir insandı…
    Işıklarda uyumalı.
    Teşekkürlerimle…

    0
  2. Hepimizin bir hikayesi var ama bazılarının çok derin yaralar,travmalar,acı ve işkenceler barındırıyor ne yazıktır.Leon un hikayesi çok etkiledi beni.Rahat uyu güzel insan.

    0

Bir cevap yazın